Wupload, ultimate file hosting.

Wupload Weekly Update: New Servers!

Eki 5th, 2011

Wupload Weekly Update: New Servers!

Dear Valued Friends and Affiliates!

Now that school has started again, traffic is increasing, which means the earnings and payouts are getting larger as each week goes by! Thank you all for your hard work and effort!

NEW SERVERS
We recently added dedicated web upload servers, which means that you’ll notice a drastic increase in the web upload speed AND an increase in the FTP speeds!

A Note to Developers: Please Update Your Scripts!

When we added the dedicated web servers, the domain name of the webupload servers changed.

If you are having issues with your scripts, please e-mail Willy Willy@wupload.com

That’s all for this week, folks! Let’s start October off with a bang!

Happy uploading!

Sincerely,
-Willy Wupload

OYAK’I TANIYOR MUSUNUZ?

Eyl 29th, 2011

         OYAK’I TANIYOR MUSUNUZ?

Bir süredir; OYAK’a karşı eksik ve hatalı bilgiye dayanan veya bilinçli olarak yanıltma amaçlı, objektif evrensel bilgi ve ileri demokrasi çizgisine aykırı, kamuoyunu yanlış yönlendirme çabalarının yürütüldüğü gözlenmektedir.

Bugüne kadar iddia sahiplerine karşı kişisel bazda yapılan her türlü bilgilendirme ve açıklamaya rağmen, sürmekte olan bu yanlış yönlendirmelerin, OYAK’ın konumunu, itibarını ve üyelere ait varlıkları etkileme ihtimaline karşı, OYAK’ın bugüne kadar sürdürdüğü şeffaflık ve hesap verilebilirlik prensipleri çerçevesinde, doğruların ve gerçeklerin bir kere daha kamuoyunun dikkatine sunulmasında yarar görülmüştür.

                                                    OYAK NEDİR / NE DEĞİLDİR?

           OYAK NEDİR?

• OYAK, ekonomileri gelişmiş ve ileri demokrasiye sahip ülkelerde örneklerine çok rastlanan, devletlerin vatandaşlarına sağladığı sosyal güvenlik yardımlarına – sadece üyelerinin sağladığı kaynakları kullanarak, üyelerine; emeklilik, ölüm ve maluliyet alanlarında – ek yardımlar sağlamak üzere kurulmuş, tamamlayıcı bir mesleki emeklilik fonudur.

• OYAK, 2003 yılından itibaren Avrupa Mesleki Emeklilik Fonları Federasyonu üyesidir.

• OYAK, bir tüzel kişilik olarak sadece mevcut üyelerince OYAK’a ödenen aidatları ve bu aidatların işletilmesi sonucu elde edilen gelirlerin oluşturduğu birikimleri yöneten bir Kurum’dur. OYAK’ın, kendi tüzel kişiliğine ait ayrı bir parası, yani bir varlığı yoktur.

• OYAK, üyelerinin tüm bu birikimlerini yeddiemin sıfatıyla kârlılık, verimlilik ve kurumsal yatırım ilkelerine göre yönetir.

• OYAK, üyelere ait birikimleri yöneterek elde ettiği karların tamamını emekli olacakları tarihe kadar değerlendirilmek üzere üye hesaplarına kayden aktarır. Dolayısıyla, OYAK’ın bütün varlıkları her zaman üyelerinin üzerindedir.

• OYAK, mevzuat çerçevesinde, üyelerine; emeklilik, ölüm ve maluliyet yardımları yaptığı gibi, ayrıca konut edindirme, borç verme, vs. gibi çeşitli hizmetler de sunar.

• OYAK, 205 sayılı kanunu çerçevesinde, özel hukuk hükümlerine tabi, mali ve idari bakımdan özerk, tüzel kişiliğe sahip bir kuruluştur.

• OYAK’ın üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Jandarma Genel Komutanlığı mensupları ve Kanun’da belirtildiği şekliyle siviller dahil kendi isteğiyle katılmayı arzu eden çalışanlarından oluşur.

• OYAK, eksik bilgiyle veya art niyetli olarak iddia edildiğinin aksine, çeşitli vergiler ödeyen bir kuruluştur.

 

           OYAK NE DEĞİLDİR?

• OYAK, Milli Savunma Bakanlığı’nın veya başka herhangi bir idari kurumun hiyerarşik denetimi ya da idari vesayeti altında olan, bunların merkez veya taşra teşkilatları içerisinde yer alan, idari bir kuruluş değildir. 3046 sayılı Kanun’da yer almamaktadır. (Detaylar için tıklayınız)

• OYAK Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası değildir. (Haber kupürleri için tıklayınız)

• OYAK; genel bütçeden, düzenleyici ve denetleyici kurum bütçelerinden ya da mahallî idarelerin bütçelerinden pay alan veya kendisine Devlet tarafından gelir tahsis edilmiş olan özel bütçeli bir kuruluş değildir. 5018 sayılı Kanun’da ve Tablolarında yer almaz. (Detaylar için tıklayınız)

• OYAK, Devletin sosyal güvenlik kuruluşlarının bir parçası da değildir ve bu kuruluşların bütçelerinden pay almamaktadır.  Hiçbir zaman da almamıştır.

• OYAK, savunma sanayii faaliyetlerine katılan ticari bir kuruluş değildir. Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmamaktadır.

• OYAK, kuruluş aşaması dahil Devletten hiçbir zaman herhangi bir şekilde sermaye almamıştır.

• OYAK, kamu kaynağı kullanmamaktadır; Devletten herhangi bir yardım veya katkı da almamaktadır. Hiçbir zaman da almamıştır.

• OYAK bir anonim veya limited şirket değildir. Sermayesi ve çıkarılmış hisse senedi yoktur. Dolayısıyla, Devletin veya kişilerin elinde hiçbir zaman OYAK hissesi olmamıştır.

• OYAK, eksik bilgiyle veya art niyetli olarak iddia edildiği şekilde vergi ödemeyen bir kuruluş değildir.

 

                                             OYAK HAKKINDA 10 SÖYLEM / 10 DOĞRU

1.         SÖYLEM:

OYAK, 27 MAYIS 1960 SONRASI DÖNEMİN ÖZEL KOŞULLARININ ÜRÜNÜDÜR.

Bu söylem hakikati yansıtmamaktadır ve yılların realitelerine karşı haksızlıktır. Zira OYAK benzeri askeri ve sivil personele yönelik sosyal güvenlik kuruluşları; Osmanlı Devleti’nde, Milli Mücadele yıllarında ve Cumhuriyet döneminde ülkemizde sürekli olarak gündeme gelmiş ve kurulmuştur.

Eldeki bilgilere göre 1866 yılında bir askeri tekaüt (emeklilik) sandığı kurulmuş, bunu 1881’de mülki memurlar ve bunların bağımlılarına mahsus olmak üzere kurulan tekaüt sandığı izlemiştir. 1886’da bir başka askeri tekaüt sandığı düzenlemesi yapılmış, 1909’da ise Askeri Tekaüt ve İstifa Kanunu çıkarılmıştır. Askeri personelin emeklilik düzenlemelerine ilave ve belki de OYAK’ın kökeni niteliğindeki bir düzenleme ise Askeri İkraz Sandığı kurulmasıdır. Bu sandığın idaresi 30 Mart 1327 [12 Nisan 1911] tarihli Askeri İkraz Sandığı Komisyonu Nizamnamesi ile düzenlenmiştir. Cumhuriyet döneminde askeri ve mülki personelin emekliliğine dair yeni düzenlemeler yapılmış, Askeri İkraz Sandığı ise mevcudiyetini devam ettirmiştir. OYAK’ın temelleri niteliğindeki bu sandık, 1961 tarihli OYAK Kanunu’nun geçici 1’nci maddesi ile ilgili nizamnamenin yürürlükten kaldırılmasına kadar sürmüş ve Kanunun yürürlüğünden önceki bütün sandık mevcutları ile alacak ve borçlarının Ordu Yardımlaşma Kurumuna devir olunacağı hükmü getirilmiştir. Ayrıca Kurum’un ikraz fonu faaliyete geçinceye kadar bu Sandığın yürürlükten kalkan hükümleri dairesinde faaliyete devam edeceği Kanun’da ifade edilmiştir. Kurum’un hazırlanan ilk bilançosunda Askeri İkraz hesabı borçlu hesap olarak görülmektedir.

Ayrıca benzer amaçlarla, sivil mesleklerde çalışan personele yönelik olarak da 1921 yılında Amele Birliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı kurulmuştur. Takiben, 1933 yılında PTT Teşkilatında bir tasarruf ve yardım sandığı kurulması öngörülmüş ve 1941 yılında Posta, Telgraf ve Telefon Umum Müdürlüğü Biriktirme ve Yardım Sandığı oluşturulmuş, 1943 yılında İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı İLKSAN,1951 yılında Polis Bakım ve Yardım Sandığı POLSAN, 1970′li yılların başında memurlar için Memur Yardımlaşma Kurumu MEYAK, 2005 yılında Demiryolu Çalışanları Yardımlaşma ve Dayanışma Sandığı gibi benzer sandık, vakıf veya kuruluşlar oluşturulmuştur. Bunların yanında işçiler için İşçi Yardımlaşma Kurumu İYAK gibi diğer başka kuruluşların kurulması için adımlar atılmış, fakat sonuçlandırılamamıştır.

Günümüzde de, gelişmiş ve ileri demokrasiye sahip olduğu ifade edilen ülkelerden örnekler alınarak ülkemizde de tamamlayıcı emeklilik sistemlerinin kurulması gündeme gelmiş ve hazırlıklara başlanılmıştır. Bu konuda denenmiş fakat faaliyete geçirilememiş  MEYAK (Memur Yardımlaşma Kurumu), İYAK (İşçi Yardımlaşma Kurumu), TÖYAK (Türkiye Öğretmenler Yardım Kurumu), ADYAK (Adalet Çalışanları Yardımlaşma Kurumu) gibi kurumların oluşturulması, bunların yanında polisler, sağlık çalışanları…. gibi kategorize edilebilecek alanlarda da yeni kurumların oluşturulması yönünde OYAK yönetimleri de çeşitli zaman ve ortamlarda beyanlarda bulunmuşlar, bu hususlarda tecrübelerini paylaşmaya ve önerilerde bulunmaya hazır olduklarını ifade etmişlerdir.(Haber kupürleri için tıklayınız)

Neticede, bazılarının sandığı gibi, OYAK’ın 27 Mayıs 1960’dan sonra düşünülmüş ve dönemin özel koşulları içerisinde oluşturulmuş bir kuruluş olmadığı anlaşılmalıdır. OYAK, Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Devleti’nin geçmişinde birçok örnek girişimlerin yaklaşımını ve anlayışını sürdüren, günümüzde de, bilindiği gibi, gelişmiş ileri demokrasilerde birçok benzerlerinin olduğu, zaman içinde benzerlerinin de kurularak Türkiye’de sermaye birikimini artırıp yatırım ve istihdama büyük katkılar sağlayacak kuruluşların oluşmasına örnek olan bir Kurum olarak görülmelidir. (Haber kupürleri için tıklayınız)

2.         SÖYLEM:

OYAK VE İŞTİRAK ETTİĞİ ŞİRKETLERİN VERGİ İMTİYAZLARI VAR / VERGİ ÖDEMİYORLAR / HAKSIZ REKABET YARATARAK BÜYÜYORLAR.

Söylemin aksine, OYAK ve iştirak ettiği şirketler ciddi anlamda vergi ödemektedirler. Son beş yılda ödenen vergilerin toplam tutarı 7.4 milyar TL mertebesindedir. Sadece 2010 yılına ilişkin ödenen vergilerin toplamı 1.6 milyar TL olmuştur.

A)      OYAK’IN İŞTİRAK ETTİĞİ ŞİRKETLER

OYAK’ın iştirak ettiği şirketler açısından irdelendiğinde; bütün bu şirketler hiçbir vergisel ayrıcalığa tabi olmadan, benzer şirketlerde olduğu gibi mevzuatın öngördüğü her türlü vergileri eksiksiz ve zamanında ödemektedirler. OYAK iştiraki bu şirketlerin, vergisel hususlar dışında da ticari ve sınai faaliyetleri ile ilgili hiçbir ayrıcalıkları yoktur. OYAK’ın iştirakleri olmaları onlara vergisel ve ticari alanda herhangi bir farklılık sağlamamaktadır.

Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı vergi ödeme verilerine göre, bu şirketlerin birçoğu Türkiye çapında, kendi illerinde ve/veya sektörlerinde yıllar içinde ya birinci olmakta ya da en üst sıralarda yer almaktadırlar. Bu şirketler içerisinde; Erdemir, İsken, OYAK Renault, Adana Çimento, Ünye Çimento, Mardin Çimento, Bolu Çimento, OYKA, OMSAN, Hektaş ve Ermaden sayılabilir.

Dolayısıyla; hiçbir ayrıcalığı olmayan, vergi imtiyazları bulunmayan, en üst seviyelerde vergi ödeyen ve rakipleri ile serbest piyasa koşullarında aynı mevzuata tabi olarak faaliyet gösteren OYAK iştiraki şirketlerin haksız rekabet yaratarak büyüdükleri iddiası söz konusu dahi olamaz.

B)      OYAK VE İŞTİRAK ETTİĞİ ŞİRKETLER

Vergisel imtiyazları devamlı gündeme getirilen OYAK, iştirak yatırımlarında bulunan bir holding şirketi ile aynı iştirak gelirleri seviyeleri açısından karşılaştırılırsa, OYAK’ın cari mevzuat altında toplamda daha fazla vergi ödediği görülecektir. Diğer bir ifadeyle, OYAK gerçekten bir holding şirketi statüsünde olsaydı, aynı iştirak geliri açısından şimdi ödediğinden sonuçta daha az vergi veriyor olacaktı.

Örnek

Aşağıda verilen örnekte, hem OYAK’ın hem Holding’in sadece iştirak yatırımları yaptığı varsayımı altında, her iki kuruluşun, sınai ve ticari faaliyetleri sonucu mevzuat çerçevesinde gerekenleri yaptıktan sonra 100 TL gelir elde eden iştirakinden temettü aldığı varsayılmaktadır:

Örnek’ten de görüldüğü üzere:

a)   Gerek OYAK’ın gerekse Holding’in şirketleri aynı oran ve miktarda vergi ödemektedir.

b)   OYAK seviyesinde, temettü geliri üzerinden ödenen vergi 12 TL olur iken, Holding seviyesinde herhangi bir vergi ödenmemektedir. Diğer bir ifadeyle, tüzel kişilikler seviyesinde OYAK daha fazla vergi ödemektedir.

c)   Bir tarafta OYAK ve şirketinin, diğer tarafta Holding ve şirketinin ödediği toplam vergiler karşılaştırılırsa, OYAK’ın 32 TL, Holding’in ise 20 TL ödediği görülmektedir. Yani OYAK toplamda daha fazla vergi ödemektedir.

İlaveten, son aşamada, OYAK üyesi ve Holding hissedarı seviyesinde de karşılaştırma yapılabilir:

OYAK’ın üyelerine yaptığı yardım ile Holding’in gerçek kişi hissedarına yaptığı temettü ödemeleri sırasında ortaya çıkan vergiler de analize dâhil edildiğinde, gerek OYAK üyesi gerekse Holding’in gerçek kişi hissedarının nihai olarak ödediği toplam verginin 32 TL olduğu görülmektedir. Yani, nihai noktadaki gerçek kişiler açısından dahi OYAK’ın bir avantajı bulunmamaktadır.

Salt iştirakler açısından yapılan bu karşılaştırma hem Holding’in hem de OYAK’ın finansal ve diğer aktiviteleri de dahil edilerek yapılırsa, kuruluşların ve yapılan aktivitelerin kompozisyonlarına bağlı olarak her iki kuruluşa da yönelik olarak neticede ilave artı veya eksi sonuçlara yol açabilir. Bu hususlarda vergi kanunlarının detaylarına ve şartların özelliklerine bakılması gerekmektedir. Her vakanın kendi özellikleri ve komplike boyutları içinde incelenmesi gerekir.

Sonuç itibariyle;

a)   OYAK’ın iştirak ettiği şirketlerinin piyasadaki diğer şirketlere nispetle hiçbir vergisel ayrıcalığı yoktur.

b)   Piyasada benzer konumda olup şirketleri kanalıyla temettü geliri elde eden kuruluşlara nispetle daha fazla vergi ödeme durumunda olan OYAK’ın var olduğu iddia edilen vergisel imtiyazlarının bu durumlarda fiilen OYAK lehine herhangi bir ayrıcalık sağlamadığı, rekabeti bozarak büyümeyi sağlayan bir unsur oluşturmadığı açık bir şekilde anlaşılmalıdır.

c)   Bireysel katılımcılar açısından, kişilere özgü özel koşullar ayrık olmak üzere, aynı şirketlerde görüldüğü gibi neticede vergisel ayrıcalıklar da oluşmamaktadır.

 

OYAK KANUNU’NDAKİ VERGİ DÜZENLEMELERİ:

Sadece OYAK’a yönelik düzenlendiği iddia edilen ve vergi imtiyazları adı altında gündeme getirilen hususlar, hem 01 Mart 1961’de yürürlüğe giren 205 sayılı Kanun’un “Kurum’un Muafiyetleri” başlığı altında 35. maddesi hem de; Kurumlar, Gelir, Veraset-İntikal ve Damga vergileri kanunlarında düzenlenmiştir. Öncelikle vurgulanması gereken, burada “muafiyet” adı altında belirtilen hususların hiçbirinin salt OYAK’a özgü, sırf OYAK’a özel muafiyetler olmadığıdır.

Türkiye açısından bakıldığında, OYAK’tan çok önce kurulmuş olan Amele Birliği (1921), İLKSAN (1943) ile OYAK’la aynı dönemde veya sonraki yıllarda kurulmuş MEYAK (1970) ve diğerlerine de benzeri vergi muafiyetleri tanınmıştır. En son 2001 yılında yapılan yasal düzenlemelerle oluşturulan Bireysel Emeklilik Sisteminde de benzer vergi muafiyetleri vardır.

Dünyadaki örneklerine bakıldığında da, özellikle ekonomisi gelişmiş ve ileri demokrasiye sahip ülkelerde (Avrupa Birliği ülkeleri ile ABD, Kanada, Avustralya gibi) tamamlayıcı, ek “mesleki emeklilik” fonlarında da (occupational pension fund/workplace pension fund) benzer vergi muafiyetleri bulunmaktadır. Bu uygulamalar OYAK sistemi ile temelde aynı olup, büyük benzerlikler göstermektedir. (Detay için tıklayınız)

OYAK’ın vergi muafiyetleri adı altında OYAK Kanunu 35. maddesinde belirtilen 5 hususun 3’ü (Kurumlar Vergisi, Damga Vergisi ve Gider Vergisi) Tüzel Kişiliğe (yani üyelerin ortak hesaplarının toplamına), 1’i (Gelir Vergisi) doğrudan üyelere, 1’i ise (Veraset – İntikal Vergisi) hem Tüzel Kişiliğe  hem üyelere yöneliktir.

Bu maddelerin Türk vergi kanunları açısından anlamı ve OYAK’a yansıyan uygulamalarının iyi anlaşılması gereklidir.

1.       Kurumlar Vergisi:

Sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklarının safi kazançları üzerinden ödenir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nda pek çok kurum ve kuruluş ile yapılan işlemlere muhtelif muafiyet ve istisnalar getirilmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

OYAK bir sermaye şirketi değildir. Sermayesi ve hisse senetleri yoktur. OYAK’ın tüzel kişiliğine ait ayrı bir varlığı yoktur. Dolayısıyla kendi tüzel kişiliğine ait bir geliri de yoktur. Bütün gelirler sonuçta üyelerine aittir.

Diğer yandan, OYAK’ın temel gelir kaynağını oluşturan iştirak ve finansal yatırım gelirleri stopaj yoluyla zaten vergiye tabi tutulmaktadır. İştiraklerinden elde ettiği temettüler %15 oranında stopaj kesintisinden sonra OYAK’a intikal etmektedir. Finansal yatırım gelirlerinden de %10-%15 oranlarında stopaj yapılmaktadır. Diğer kurumlar stopaj ödeseler dahi, bu kurumlar stopaj tutarını kurumlar vergisinden mahsup etmektedirler. Diğer şirketler gibi bu stopaj kesintisi kurumlar vergisinden mahsup edilemediğinden, OYAK açısından bu stopaj adeta kurumlar vergisini ikame eden nihai bir vergiye dönüşmektedir. (Detaylar için tıklayınız)

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç); temettü ve finansal yatırım gelirleri üzerinden ödenen toplam stopaj tutarı 216.5 milyon TL’dir.

 2.       Damga Vergisi:

Yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgelerden doğan bir vergi çeşididir. 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na ekli 2 sayılı Tablo gereğince birçok işlem ve kuruluşun da damga vergisi istisnası ve muafiyeti bulunmaktadır. (Detaylar için tıklayınız)

205 sayılı Kanun’un 35. maddesi gereği OYAK damga vergisinden muaf gözükmekle birlikte, Damga Vergisi Kanunu’nun 24. maddesi, taraf olduğu sözleşmelerin damga vergisinin ödenmemesinden dolayı OYAK’ı müteselsilen sorumlu tutmaktadır. Bu nedenle, damga vergisi ödemeleri gerektiğinde Kurum tarafından gerçekleştirilmektedir. Neticede bu vergi Devlete taraflardan biri tarafından ödenmektedir.

OYAK’ın üyeleri ile yaptığı işlemler için (örneğin konut kredisi veya borç verme işlemleri) düzenlenen kağıtlar üzerinden de damga vergisi ödenmektedir.

Örneğin, son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen damga vergilerinin toplamı 5.2 milyon TL’dir. OYAK’ın üyeleri ile imzaladığı sözleşmeler nedeniyle ödediği damga vergileri toplamı olan 12.8 milyon TL de dikkate alındığında bizzat OYAK tarafından beyan edilerek ödenen toplam damga vergisi tutarı 18 milyon TL’ye ulaşmaktadır. Bu meblağ Türkiye’de ödenen toplam damga vergisinin önemli bir kısmını ifade etmektedir.

 3.       Gider Vergisi:

205 sayılı OYAK Kanunu her ne kadar OYAK gider vergisinden muaftır hükmünü içerse de, 1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisine (BSMV) ilişkin hükümleri dışında kalan diğer hükümleri, 25.10.1984 tarih ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi 61/a maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, OYAK Katma Değer Vergisi mükellefidir. KDV konusunda OYAK’ın zaten herhangi bir muafiyeti bulunmamaktadır. Diğer yandan birçok kuruluşa BSMV ve KDV yönünden çeşitli muafiyet ve istisnalar tanınmış bulunmaktadır. (Detaylar için tıklayınız)

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen KDV tutarı 15.5 milyon TL’dir.

 4.       Gelir Vergisi:

Esas itibariyle gerçek kişilerin elde ettikleri kazançlar üzerinden alınan vergidir. Diğer yandan tüzel kişilerin elde ettiği bazı gelirler de stopaj yoluyla vergiye tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla, bu vergi tüzel kişiliği dolaylı, üyeleri doğrudan ilgilendiren bir vergidir. Gelir Vergisi Kanunu’nda birçok kişi ve yapılan işlem için muhtelif muafiyet ve istisnalar sağlanmıştır. (Detaylar için tıklayınız)

Bu verginin uygulaması Tüzel Kişi (OYAK) ve üyeler bakımından aşağıda ayrı ayrı incelenmiştir.

a)   Tüzel Kişi (OYAK) açısından bakıldığında;

OYAK’ın temel gelir kaynağını iştirak ve finansal yatırımları nedeniyle elde ettiği gelirler oluşturmaktadır. Yukarıda da izah edildiği üzere, OYAK’ın bu gelirler üzerinden muhtelif oranlarda (%10-15) gelir vergisi stopajı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Dolayısıyla Kurum, bu gelirlerine ilişkin olarak, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmamasına rağmen neticede diğer bir vergi yoluyla vergilendirilmektedir. Buna mukabil, OYAK’ın emsali olarak gösterilen holdingler ve emeklilik fonları, gerek temettü gelirlerinden ve gerekse diğer birçok finansal getirilerinden dolayı OYAK’ın muhatap olduğu bu vergiye muhatap olmamaktadırlar.

Sonuçta, OYAK adına yapılan stopaj tutarları Kurumlar Vergisi Kanunu gereği herhangi bir şekilde ödenecek kurumlar vergisinden mahsup edilemeyeceği veya iade de alınamayacağı için neticede nihai vergi haline gelmektedir.

b)   Üyeler açısından bakıldığında;

b.1) Aidat ödemeleri bakımından;

Sosyal güvenlik ve emeklilik ile ilgili yasal düzenlemelerde, dünyada ve Türkiye’de yasa koyucu, hem ilgili kişilerin birikimlerine katkıda bulunmak, hem de genel olarak sermaye birikimini teşvik etmek ve bunların uzun vadeli yatırım ve istihdam yaratıcı alanlara yönlendirilmesini teşvik amacıyla, faydalanan kişiler adına kaynakta yapılan kesintileri gelir vergisinden istisna kılmaktadır.

Bu kapsamda Ülkemizde de gerek sosyal güvenlik kuruluşlarına, gerek kanunla kurulan İLKSAN ve POLSAN gibi emekli sandıklarına, gerek Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20 nci maddesinde belirtilen sandıklara (banka ve sigorta şirketleri ile oda çalışanlarının emekli sandıkları) ve gerekse bireysel emeklilik sistemine yapılan aidat ve katkı payı ödemelerinin gelir vergisi matrahından indirilmesi imkânı getirilmiştir. OYAK üyelerinin OYAK’a ödedikleri aidatlar bakımından da benzer bir durum söz konusudur. (Detaylar için tıklayınız)

b.2) Üyelere yapılan yardımlar bakımından;

Gelir Vergisi Kanununa göre, Bireysel Emeklilik Sistemi ile kanunla kurulan emekli sandıklarının katılımcı/üyelerine yapacağı yardımlar bakımından muhtelif muafiyet ve istisnalar sağlanmış bulunmaktadır. OYAK Kanununda var olduğu ifade edilen ve Kanunu gereği üyelerine yapacağı yardımlar bakımından geçerli olan bu muafiyet hükmü, bir ayrıcalık olmayıp zaten bu kapsamda da değerlendirilebilir. (Detaylar için tıklayınız)

Diğer yandan, OYAK’tan her yıl takriben 5 bin üye için emeklilik yardımı işlemi yapılmaktadır. Bu üyelerin ödedikleri üye aidatlarından oluşan birikimleri iştirakler dahil çeşitli yatırımlarda değerlendirilirken ödenen vergilere ilaveten, emekli oldukları zaman kendilerine birikimleri ödenerek yapılan emeklilik yardımı da tekrar vergilendirilirse, bu aynı kaynağın mükerrer (ikinci defa) vergilendirilmesi anlamına gelecektir. Bu husus şehitler dâhil vefat edenler ve maluller için de geçerlidir.

5.     Veraset ve İntikal Vergisi:

Bedelsiz veya karşılıksız olarak elde edilen servet unsurlarından alınan bir tür servet vergisi olup miras, vasiyet, vb. yollarla bir servete sahip olunduğunda veraset vergisi; bağış veya başka yollardan servet sahibi olunduğunda ise intikal vergisi ödenmek zorundadır. Birçok kurum ve kuruluş, veraset intikal vergisinden muaf tutulmuştur. (Detaylar için tıklayınız)

OYAK tarafından üyelerine yapılan yardımlar bakımından;

OYAK’ın bir emekli ve yardım sandığı olarak üyelerinden aldığı aidatlar ve bu aidatlar karşılığında üyelerine yaptığı yardımlar, ortada bir ivazsızlık olmaması nedeniyle veraset ve intikal vergisine zaten tabi değildir. Üyelerinin ölümleri halinde kanuni mirasçılarına yapacağı ödemeler de, veraset ve intikal vergisinden muaftır.

205 sayılı Kanun ile getirilen muafiyet, VİVK’nun 4/f ve g maddeleri ile, kanunla kurulan tüm emekli sandıkları ile sosyal sigorta kurumlarının yanı sıra kanunla kurulu olmayan emekli sandıklarından sağlanan yardımlara da uygulanmaktadır.

OYAK’a yapılan bağışlar bakımından;

7338 sayılı Kanun’a göre; pek çok kurum ve kuruluş veraset ve intikal vergisinden muaf bulunmaktadır. Bu kapsamda OYAK’a yapılacak bağışlar da gerek 7338 sayılı Kanun gerekse 205 sayılı Kanun’un 35. maddesi gereği veraset ve intikal vergisinden muaf olmakla birlikte, uygulamada Kurum’un kuruluşundan itibaren 50 yılda OYAK’a yapılan bağış tutarı ihmal edilecek seviyede çok cüzi bir rakamdır (3,306 TL).

205 Sayılı Kanun ile OYAK’a ve üyelerine sağlanan ve sadece OYAK’a özel olmadığı izah edilen muafiyetler yukarıda açıklanan vergi türleri ile sınırlı olup, mevzuat gereği OYAK tarafından ödenmesi gereken diğer tüm vergiler tam ve zamanında ödenmektedir.

OYAK tarafından ödenen diğer vergiler;

OYAK Kanununda herhangi bir hüküm bulunmadığı için OYAK tarafından ödenen vergilere aşağıda detayları açıklanan; katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, emlak vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, belediye vergi ve harçları ile diğer harçlar örnek olarak verilebilir.

1.       Katma Değer Vergisi:

Türkiye’de yapılan mal ve hizmet teslimlerinde, mal veya hizmeti teslim alanın, teslim edene ödediği vergidir. Vergilendirme, üretimden tüketime kadar her aşamada oluşan katma değer üzerinden yapılmaktadır. KDV Kanunu’nda, pek çok istisnaya yer verilmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

205 sayılı OYAK Kanunu ile 3065 sayılı KDV Kanununda, OYAK’ın katma değer vergisinden muaf olduğuna ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısı ile OYAK, iktisadi işletme oluşturan tüm mal ve hizmet teslimlerinde katma değer vergisi yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmektedir.

Diğer yandan, OYAK’a yapılan mal ve hizmet teslimlerinde KDV hesaplanmaması yönünde herhangi bir ayrıcalığın bulunmadığını da belirtmek gerekir.

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) Devlete ödenen KDV tutarı 15.5 milyon TL’dir.

2.       Özel Tüketim Vergisi:

Belirli mal ve ürünler üzerinden maktu veya oransal olarak alınan bir harcama vergisidir. KDV gibi aynı malın her el değiştirmesi ÖTV’yi doğurmaz. Malın ithal edilmesi veya üretilen malın ilk alıcısına teslimi nedeniyle ÖTV doğar. ÖTV Kanunu’nda pek çok işleme istisna tanınmıştır. (Detaylar için tıklayınız)

OYAK, 4760 sayılı Kanun’la vergi sistemine girmiş olan özel tüketim vergisinin tüketici olarak nihai yüklenicisi olup, çeşitli aşamalarda bu vergiyi satıcılarına ödeyerek bu vergiyi yüklenmektedir. OYAK’ın bu vergi bakımından hiçbir muafiyet ve istisnası bulunmamaktadır.

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen ÖTV tutarı 380 bin TL’dir.

3.       Emlak Vergisi:

Türkiye sınırları içinde; arazi, arsa ve bina sahiplerinin ödediği vergidir. Emlak Vergisi Kanunu’nda pek çok kurum ve kuruluşa ait gayrimenkullere vergi muafiyet ve istisnası getirilmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

Gerek 205 Sayılı OYAK Kanunu’nda ve gerekse 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nda doğrudan doğruya OYAK’a yönelik herhangi bir muafiyet ve istisnaya yer verilmediğinden OYAK emlak vergisi mükellefi olup her mükellef gibi emlak vergisi yükümlüsüdür ve bu yükümlülüğünü zamanında ve eksiksiz şekilde yerine getirmektedir.

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen emlak vergisi tutarı 11.1 milyon TL’dir.

4.       Motorlu Taşıtlar Vergisi:

Trafik şubesine tescil edilmiş olan her türlü motorlu taşıtlar ile Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne tescil edilmiş olan uçak ve helikopterler, motorlu taşıtlar vergisine tabidir. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nda pek çok kurum ve kuruluşa ait motorlu taşıtlara yönelik muhtelif muafiyet ve istisnalar tanınmıştır. (Detaylar için tıklayınız)

Gerek 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu gerekse 205 sayılı OYAK Kanunu’nda OYAK’ın sahip olduğu taşıtların motorlu taşıtlar vergisinden istisna olduğuna dair bir düzenleme yoktur. OYAK motorlu taşıtlar vergisi mükellefidir ve sahip olduğu taşıtların vergilerini ödemektedir.

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen MTV tutarı 12 bin TL’dir.

5.       Belediye Vergi ve Harçları:

Belediye gelirlerini; belediyelerin öz gelir kaynakları, 2380-3004 ve 3239 sayılı kanunlarla devlet bütçe gelirlerinden ayrılan paylar, yardımlar ve fonlardan yapılan aktarmalar ile diğer gelirler oluşturur. Belediyelerin öz gelir kaynakları vergi, harç ve harcamalara katılma paylarından meydana gelmekte olup en önemli kısmını ise Çevre Temizlik Vergisi, İlan ve Reklam Vergisi, Eğlence Vergisi, Haberleşme Vergisi, Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi ve Yangın Sigortası Vergisi oluşturur. Belediye Gelirleri Kanunu’na göre pek çok kurum ve kuruluşun yaptığı işlemlere yönelik muhtelif muafiyet ve istisnalar getirilmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

Gerek 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda gerekse 205 sayılı OYAK Kanunu’nda belediye vergi ve harçlarına ilişkin olarak OYAK’a yönelik herhangi bir direkt veya dolaylı muafiyet ve istisna hükmü bulunmamaktadır.

OYAK; çevre temizlik vergisi, haberleşme vergisi, elektrik ve havagazı tüketim vergisi, yangın sigortası vergisi, tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcı, işgal harcı, kaynak suları harcı ve tellallık harcı, ölçü ve tartı aletleri muayene harcı, bina inşaat harcı ve benzeri belediye vergi ve harçları bakımından yükümlülüğünü zamanında ve eksiksiz şekilde yerine getirmektedir.

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen belediye vergi ve harçları toplamı 6.5 milyon TL’dir.

6.       Harçlar:

Harçlar, bazı kamu kuruluşlarının sundukları kamusal hizmetlerden yararlananların bu hizmetler karşılığında ödedikleri bedeldir. Harçlar da bir kamu geliri olup harca konu teşkil eden hizmetler sadece devlet tarafından verilmekte ve vergiler gibi zorunlu olarak ödenmektedirler. Harçlar Kanunu’nda muhtelif muafiyet ve istisnalar getirilmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

Gerek 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda gerekse 205 Sayılı Kanun’da OYAK’a tanınmış bir muafiyet bulunmadığından, OYAK, aldığı ve sattığı gayrimenkullerin tescili veya sair tapu işlemleri yanı sıra harca tabi diğer işlemler dolayısıyla kendi payına düşen tüm harçları ödemektedir.

Son 5 yılda sadece OYAK tarafından (iştirakleri hariç) ödenen harçlar toplamı 6.7 milyon TL’dir.

(OYAK ve İştiraklerinin vergi kanunları karşısındaki durumu hakkında detay açıklamalar için tıklayınız)

 

3.      SÖYLEM:

DÜNYADA OYAK BENZERİ KURULUŞ YOK / İLERİ DEMOKRASİLERDE OLMAZ / ZORUNLU ÜYELİK OLMAZ.

Dönem dönem yazılı ve görsel basında, ekonomileri gelişmiş ve ileri demokrasiye sahip ülkelerde OYAK benzeri kuruluşlar olmadığı ve zorunlu üyelik uygulamasının bulunmadığına yönelik eksik ve hatalı bilgiye dayanan yanıltıcı/yanlış söylemlere rastlanılmaktadır. Dünyada OYAK benzeri kurumlar vardır. Bunlar bilhassa “ileri demokrasiler” olarak anılan ülkelerde bulunmaktadırlar ve bu ülkelerin bazılarında zorunlu üyelik hususu geçerlidir.

Sosyal güvenlik sistemleri ve teknikleri ile emeklilik sistemlerinin evrensel uygulamaları hakkında biraz bilgi sahibi olunması durumunda bu söylemlerin haklı bir yönünün olmadığı kolayca görülecektir.

Dünyada, emeklilik sistemlerine yönelik uygulamalar ülkelerin kendi sosyal ve ekonomik yapılarına uygun olarak gayet tabiidir ki farklılık göstermektedir. Genel anlamda sadece devlet tarafından sağlanan sosyal güvenlik sisteminin (1. basamak) yanı sıra tamamlayıcı emeklilik sistemleri uygulamaları olan mesleki/işyeri emeklilik sistemleri (2. basamak) ve özel şirketlerce yürütülen bireysel emeklilik sistemleri (3. basamak) bireylerin emekli aylığı gelirlerinde giderek artan bir öneme sahip olmaya başlamışlardır.

Devlet tarafından sağlanan sosyal güvenlik sistemlerinin temel amacı vatandaşlarının karşılaşabileceği hastalık, sakatlık, kaza, ölüm ve yaşlılık gibi risklerin sonuçlarına karşı tedbir almak ve yaşlılık dönemlerinde ekonomik olarak sıkıntı çekmemelerini sağlamaktır. Günümüzde insanların yaşam sürelerinin uzaması ve genç nüfusun azalması nedeniyle çoğu ülkede çalışan başına düşen emekli sayısı hızla artmaktadır. Bu durum devletlerin bütçelerindeki emeklilik yardımı yükümlülüklerinin artmasına neden olmakta (sosyal güvenlik açığı); vatandaşlarına yeterli düzeyde ve sürdürülebilir emekli maaşı sunmasını gün geçtikçe zorlaştırmaktadır.

Üyesi olmak istediğimiz Avrupa Birliği de vatandaşlarına emeklilik dönemlerinde sürdürülebilir, erişilebilir ve yeterli düzeyde emeklilik yardımı sunulmasına özel önem vermekte; Avrupa Konseyi’nce emeklilik fonlarına ilişkin yayınlanan raporlarda, üye ülkelerdeki emeklilik yaşının artırılmasının yanı sıra insanların kendilerine ek gelir sağlayacak “tamamlayıcı” nitelikte mesleki/işyeri emeklilik sistemlerine katılımlarını teşvik edecek yasal düzenlemelerin yapılması gereğine işaret edilmektedir. “Tamamlayıcı emeklilik sistemlerinden” elde edilen emeklilik gelirlerinin gelecekte bireylerin toplam emeklilik geliri içinde önemli bir seviyeye ulaşması beklenmektedir. (Detaylar için tıklayınız)

Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Avrupa Birliği müktesebatında da emeklilik sistemi üç basamaklı bir yapıdan oluşmaktadır.

Birinci basamak devlet tarafından sağlanan emeklilik sistemleridir. Bu planlara katılım zorunlu olup, sağlanan emeklilik yardımları devlet garantisine tabi olmakta ve bahis konusu planların yönetimi bir kamu kuruluşunca (Sosyal Güvenlik Kurumu gibi) gerçekleştirilmektedir. Devlet tarafından yönetilen emeklilik planlarını ifade eden bu sistemler, Avrupa Birliği’nde 14 Haziran 1971 tarihli ve 1408/71/AET sayılı Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

İkinci basamak emeklilik sistemleri, Devlet tarafından sağlanan emeklilik güvencelerine ek olarak, belli bir meslek veya sektörde faaliyet gösteren çalışanlara yönelik, zorunlu veya isteğe bağlı olarak uygulanan sistemlerdir. İstihdam ilişkisi temeline dayanan bu sistemler, Avrupa Birliği’nde 3 Haziran 2003 tarihli ve 2003/41/EC sayılı Emeklilik Fonları Yönergesi (IORPs Yönergesi- Institutions for Occupational Retirement Provision-Mesleki Emeklilik Fonları Yönergesi) ile düzenlenmiştir.

Üçüncü basamak emeklilik sistemi, mevcut kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak kurulmuş, bireylerin çalışma yaşamları boyunca yaptıkları düzenli tasarrufların yatırıma yönlendirilmesini sağlayan, gönüllü katılım esasına dayanan bir sistemdir. Bireysel emeklilik sistemleri olarak tanımlanan, hayat sigortası şirketleri ile sözleşme yapılmak suretiyle ve gönüllü üyelik temelinde tesis edilen bu sistemler, Avrupa Birliği’nde sigortacılık sektörünü düzenleyen AT mevzuatı ve 20 Aralık 1985 tarihli ve 85/611/AET sayılı UCITS Yönergesi ile düzenlenmiştir.

EFRP (Avrupa Mesleki Emeklilik Fonları Federasyonu – European Federation for Retirement Provision), Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki ikinci basamak mesleki/işyeri emeklilik fonları derneklerinin/birliklerinin federasyonudur. Bu federasyon, 21 Avrupa ülkesindeki mesleki/işyeri emeklilik fonlarına yönelik 28 ulusal birlikten oluşmaktadır. EFRP verilerine göre, 2009 yılında 83 milyon AB vatandaşı bu tamamlayıcı mesleki/işyeri emeklilik fonlarına üye olup bu fonların varlıklarının toplamı 3.7 Trilyon Euro tutarındadır. Sadece AB ülkelerindeki emeklilik fonu derneklerinin/birliklerinin üye olduğu bu federasyonun çalışmalarına, OYAK, Türkiye’de bir mesleki/işyeri emeklilik fonları derneği/birliği olmadığı için, 2003 yılından bu yana gözlemci üye olarak katılmaktadır.

Devlet tarafından sağlanan emeklilik güvencelerine ilave olarak dünyada ve de özellikle gelişmiş ülkelerde yaygın bir şekilde uygulanmakta olan mesleki/işyeri emeklilik sistemleri (tamamlayıcı emeklilik sistemleri), OYAK dışında Türkiye’de henüz yaygınlaşamamıştır. Bu yönde OYAK yönetiminin önerileri olmuştur. (Bakınız Söylem 1) (Haber kupürleri için tıklayınız)

OYAK, OECD ve Dünya Bankası gibi saygın kurumlarca yayınlanan raporlarda Türkiye’deki ikinci basamak tamamlayıcı mesleki/işyeri emeklilik fonlarına örnek olarak verilmekte; araştırmalara dâhil edilmektedir. Örneğin, OECD’nin “The OECD Private Pensions Outlook 2008” adlı raporunda OYAK, Amele Birliği ile birlikte Türkiye’deki zorunluluk esasına göre işleyen iki mesleki/işyeri emeklilik fonundan birisi olarak gösterilmektedir. (Detaylar için tıklayınız)

Benzer şekilde Dünya Bankası’nca yayınlanan “Non-bank Financial Institutions and Capital Markets in Turkey” adlı raporda da OYAK’ın silahlı kuvvetler personeline yönelik ikinci basamak emeklilik fonu olduğu ve çalışmalarını aktüeryal gereklilikler ve basiretli tacir kuralları çerçevesinde yürüttüğü ifade edilmektedir. (Detaylar için tıklayınız)

61. hükümet programında da ”Çalışanların emekli olduklarında oluşabilecek gelir kayıplarını en aza indirmek amacıyla tamamlayıcı emeklilik sistemlerini çeşitlendirilerek geliştireceğiz” denilmektedir.

SGK tarafından konuyla ilgili olarak 27 Ocak 2011 tarihinde yapılan ve 39 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Aylık Haber Bülteni’nde (Ocak-Şubat 2011) özeti yer alan çalıştayda;

- Tamamlayıcı emeklilik sistemlerinin ülkemizin geleceğinde mutlaka olması gereken bir uygulama olduğu, bu sistemlerin OYAK gibi çeşitli meslek grupları için de belirli bir strateji dâhilinde planlanıp, yaygınlaştırılmasının gerektiği,

- Bu konuda öncü ülkeler arasında olan İngiltere ve Hollanda ile çalışmalar yapıldığı,

- Hollanda’da nüfusun %76.4’ünün, İngiltere’de %66.3’ünün, ABD’de de ise %47.5’inin mesleki/işyeri emeklilik sistemine dahil olduğu,

belirtilmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

Ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyi yüksek ve işgücü piyasasındaki aktörlerin etkin bir şekilde örgütlendiği ülkelerde mesleki/işyeri emeklilik fonlarına katılımda sektörlere, mesleklere ve işyerlerine bağlı olarak zorunlu üyelik uygulaması vardır. Bu uygulamanın temel gerekçesi, ülkelerin bütçelerindeki sosyal güvenlik sistemlerinin yükünü, zorunlu nitelikteki tamamlayıcı mesleki/işyeri emeklilik sistemleri ile paylaşarak vatandaşlarına sürdürülebilir, erişilebilir ve uygun seviyede emeklilik yardımı sunabilmektir. Geleceği için daha fazla birikim yapmak isteyenler için ise gönüllülük esasına dayanan üçüncü basamak bireysel emeklilik sistemleri uygulamaları bulunmaktadır.

Emeklilik sistemi uygulamaları açısından diğer ülkelerce örnek alınan Hollanda’da çalışanların %95’i, İsveç’te ise %90’ı tamamlayıcı nitelikte bir mesleki/işyeri emeklilik planı kapsamında bulunmaktadır. Söz konusu ülkelerde toplu iş sözleşmeleri bir mesleki/işyeri emeklilik planı uygulamasını zorunlu hale getirmektedir.

Sosyo-ekonomik gelişmişlik açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden İsviçre ve Avustralya’da ikinci basamak mesleki/işyeri emeklilik planlarına katılım zorunludur. Planlardan ayrılmaya izin verilmemektedir.

İşverenler açısından ikinci basamak bir mesleki/işyeri emeklilik planı sunulması zorunlu olmayan Kanada’da pratikte eğer işveren bu tür bir plan uyguluyorsa, çalışan bu plana katılmak zorundadır. OECD ülkelerinin kamu harici emeklilik fonlarının 2010 yılı itibariyle toplam varlık değerlerinin ağırlıklı ortalaması Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’sının yüzde 71.6’sına ulaşmıştır. Aynı rakam Türkiye için yüzde 2.3 olarak gerçekleşmiştir. (Detaylar için tıklayınız)

ABD’de mesleki/işyeri emeklilik planı uygulaması için bir zorunluluk yoktur.  Fakat işverenlerin büyük bölümünde bir mesleki/işyeri emeklilik uygulaması bulunmaktadır. Araştırmalar, şirketlerin yaklaşık %30’unun fayda esaslı (DB), geri kalanların da büyük bölümünün katkı esaslı (DC) planlar sunmakta olduğunu göstermektedir. Çalışanların fayda esaslı planlardan ayrılmalarına izin verilmezken; katkı esaslı planlardan ayrılmalarına izin verilmektedir.

Verilen örneklerin de ortaya koyduğu gibi, Avrupa Birliği üyesi ülkeler de dâhil olmak üzere ileri demokrasiyi içselleştirmiş ülkeler, vatandaşlarının gelecekte sürdürülebilir, erişilebilir ve yeterli seviyede emeklilik yardımı elde etmelerini sağlama yükümlülüğünün tek başına devletçe karşılanamayacağı gerçeğinden hareketle tamamlayıcı mesleki/işyeri emeklilik sistemleri uygulamasını teşvik etmektedirler. Hollanda ve İsveç’te çalışan nüfusun neredeyse tamamının zorunlu bir tamamlayıcı mesleki/işyeri emeklilik sistemi kapsamında olduğu düşünüldüğünde, ileri demokrasi kavramı ile zorunlu üyelik kavramının emeklilik sistemi uygulamalarında birlikte yer alması son derece normal bir durumdur. Aynı cümle içinde kullanıldığında birbiriyle çelişir gibi görünen “ileri demokrasi” ve “zorunlu üyelik” kavramlarının mutlak anlamlarından hareket ederek bir arada olmayacağını öne sürmek, en azından bilgi eksikliği ile izah edilebilir.

Gelişmiş ülkelerde OYAK gibi üyeleri asker olan emeklilik fonları olup olmadığına bakıldığında; bazı NATO üyesi ülkelerde de silahlı kuvvetler çalışanlarına yönelik zorunlu ya da isteğe bağlı olarak uygulanan ikinci basamak emeklilik sistemleri bulunduğu görülmektedir. Portekiz (Caixa Geral de Aposentações – CGA), İspanya (Plan de Pensiones de la Administración General del Estado – AGE), Hollanda (ABP Pensioenreglement), Almanya (Beamtenversorgung) gibi ülkelerde uygulanan bu sistemler kapsamında, silahlı kuvvetler çalışanlarına ölüm yardımı, maluliyet yardımı, varislere yönelik yardımlar vb. ek faydalar sağlanmaktadır. Askeri emeklilik planlarına katılım genellikle zorunlu tutulmaktadır.  Fransa, ABD ve Portekiz gibi az sayıdaki ülkede söz konusu planlara katılım gönüllülük esasına göredir. Böyle durumlarda planlara yapılan katkılar genellikle hem devlet hem de askeri personel tarafından yapılan katkıların toplamından oluşmaktadır. Silahlı kuvvetler çalışanları için sağlanmakta olan bir imtiyaz da ülkelerindeki diğer çalışanlara oranla daha erken yaşta emekli olma hakkını kazanabilmeleridir.

Neticede, bazı ortamlarda ifade edilenlerin tam aksine OYAK, dünyada ekonomisi gelişmiş ve ileri demokrasiye sahip ülkelerde örneklerine çok rastlanan tamamlayıcı ek bir mesleki/işyeri emeklilik fonudur. OECD, Dünya Bankası ve Sosyal Güvenlik Kurumu gibi kuruluşlar OYAK’ı dünyadaki mesleki/işyeri emeklilik fonlarının Türkiye’deki başarılı örneği olarak gösterirken, “OYAK benzeri kuruluş yoktur / İleri demokrasilerde olmaz / Zorunlu üyelik olmaz” türünden iddialar kişileri yanlış bilgilendirmek ve yönlendirmekten öte bir anlam ifade etmemektedirler.

 

İşim gücüm yok sadece email atarak para kazanmak istiyorum.???

Tem 1st, 2011
İşim gücüm yok sadece email atarak para kazanmak istiyorum.???

Wupload ta size bir hesap acıyorum.İçine 1000 tane dosya yukluyorum.
siz bu dosyaların adını google de aratırıp dosyaya uygun resimleri ve konuyu yazarak benim size verecegim
grup emaillerine her gun sabah ogle aksam 20 dk nızı ayırıp email atıyorsunuz.
Bu kadar basit .. Dolar kazanmaya baslıyorsunuz.
Dolarlar paypal hesabınıza geliyor.Paypal hesabınıza banka bilgilerinizi giriyorsunuz
Dolarlar kredi kartınızıa veya banka hesabınıza yatıyor..
bunuda yapamam demeyin ……,Benim kazancımmı ne? Başlangıcta yukledigimiz 1000 tane dosya için sadece Temmuz ayı boyunca sadece 50 tl..
merak etmeyin siz gunde 3 kere 20 dk nızı ayırıp email atın 1 ay sonunda hadi bilemediniz 45 gun sonunda zaten o parayı cıkaracaksınız…

Aşagıdaki resim ilk arkadasımızın kazancları 4 günde 13.75 dolar ..ve günlük kazancı duzenli olarak artıyor..Herkes emailini düzenli kontrol etmiyor :) ))

Bu işe başlamayı düşünürseniz oktaydenizz@hotmail.com bir emailiniz yeterli…

Buradan üye olabilirsiniz.

 

 

 

Arkadaşlar bu gece netde gezerken büyük bir paylaşım platformunda rastladım bu upload sitesine.İlk görüşte aşk değildi belki de ama araştırdıktan sonra hoşuma gitmeye başladı .Bende denemek üzere kayıt oldum upload yapmaya başladım.Ödeme daha almadım alırsam burdan paylaşırım.Size kısaca açıklamak istiyorum.İlk olarak 2 tip kazanma şekli var.

Buradan üye olabilirsiniz.

1- Plan A = 1000 indirmeye 40$ kadar kazanma.Aşağıdaki kazanç tablodan bakabilirsiniz.

 

 

2- Plan B = 1000 indirmeye 20$ kadar kazanma + sattığınız premium başından %30 kazanç.Aşağıdaki kazanç tablosundan bakabilirsiniz.

 

 

FTP upload mevcut
Remote uplaod mevcut
MultiUpload(Aynı anda birden fazla dosya) indirme mevcut

 

Özellikleri;

 

- Reflerden %20 kazanç.
- Site satışlarınızdan %10 kazanç.
- Her hafta ödeme
- Ödeme PayPal, Webmoney & AlertPay
- Min. Ödeme 10$
- İstediğiniz zaman Plan A yada Plan B’ye geçebilirsiniz
- Kendi indirmeler sayılmaz
- Sadece tamamlanan indirmeler sayılır.
- Ücretsiz(Free) kullanıcıların aynı “İP”den birden fazla indirmeyi sayar.

 

Admin onaysız güncel Dofollow backlink (blog) listesi

Haz 15th, 2011

Nedendir bilinmez sitesine backlink kasmak isteyen hemen hemen tüm webmaster arkadaşlar admin onaysız dofollow blog listesi peşinde koşarlar. Peki bu liste gerçekten aramaya değer mi?

Öncelikle hatırlanması gereken çoğu blog sahibi’nin yorum alanlarını nofollow etiketlediğidir. Yani siz bir blogun altına yorum yapıp, link eklediğinizde bu bağlantı otomatikman nofollow işaretlenecek ve Google botları tarafından görülmediğinden, size backlink adına herhangi bir geri dönüş söz konusu olmayacaktır.

Öte yandan yorum alanları dofollow olan bloglar ise kısa zamanda tespit edilip, spammer arkadaşların kurbanı olduklarından, zamanla çöplük haline gelmiş bu alanlara link eklemek ise size yarardan çok zarar verecektir.

İşte tüm bunları bildiğimizden, size henüz keşfedilmemiş ve güncel birkaç dofollow, admin onaysız backlink kaynağı verelim istedik. Takdir edersiniz ki bu güncel listeyi oluşturmak günlerimizi aldı ve çabucak çöplük haline getirilmesinden yana değiliz. Bu sebepten listenin ilk olarak bir bölümünü yayımlıyoruz.

İşte Güncel Dofollow Backlink listesi

  • http://bit-player.org/2009/the-zune-bug
  • http://blog.ftwr.co.uk/wordpress/sk2-moderate-plugin/
  • http://www.common-place.org/pasley/?p=1420
  • http://www.theblog.ca/math-anti-spam
  • http://www.r4isstatic.com/?p=26
  • http://blog.i2mago.com/?p=28
  • http://www.freewaregenius.com/2006/10/15/mp3tag/
  • http://blogs.library.jhu.edu/wordpress/?page_id=4&cp=7
  • http://www.seriosoft.com/Blog/?p=153
  • http://tomheath.com/blog/2009/02/raw-data-now-dot-com/
  • http://web-kreation.com/index.php/wordpress/how-to-change-default-avatar-in-wordpress-25/
  • http://www.graphicdesignblog.co.uk/themedreamer-a-dreamweaver-wordpress-extension/
  • http://lettersandscience.net/Blix/2008/09/fixed-blix-wordpress-theme
  • http://oddwebthings.com/ascii-one-theme/
  • http://vandelaydesign.com/blog/design/wordpress-plugins-for-theme-development/
  • http://www.tammyhartdesigns.com/resources/free-wordpress-theme-imageless/
  • http://www.scriptygoddess.com/archives/2008/11/08/put-comments-on-a-separate-page-in-wordpress/
  • http://www.bonsaistudios.com/spoke-v10-free-wordpress-theme-from-bonsai-studios/
  • http://dansette.com/2009/04/wordpress-media-library/
  • http://iteam.ithemes.com/?p=58
  • http://www.wp-magazine.se/free-wordpress-theme-wp-gold/
  • http://www.bytesforall.com/wordpress-test/9/2008/04/ordered-and-unordered-lists/
  • http://www.ardamis.com/2007/09/12/defeating-wordpress-comment-spam/

 

http://18th.blogs.linkbucks.com/acoustica-mixcraft-v42104-including-keygen

http://18th.blogs.linkbucks.com/adobe-dreamweaver-cs4

http://18th.blogs.linkbucks.com/adobe-photoshop-cs4-extended-keygen-activation

http://18th.blogs.linkbucks.com/antares-autotune-vst-v509-full-version

http://18th.blogs.linkbucks.com/anytoiso-pro-v22-os-x

http://18th.blogs.linkbucks.com/anytoiso-pro-v22-os-x/trackback

http://18th.blogs.linkbucks.com/avast-antivirus-pro

http://18th.blogs.linkbucks.com/avast-internet-security-50326-latest-version

http://18th.blogs.linkbucks.com/avg-antivirus-pro-85-free-2018

http://18th.blogs.linkbucks.com/beepa-fraps-v303-fosi-full-n-final

http://18th.blogs.linkbucks.com/bsr-screen-recorder-ver-4-xp-vista

http://18th.blogs.linkbucks.com/can-i-have-this

http://18th.blogs.linkbucks.com/contact

http://18th.blogs.linkbucks.com/corel-dvd-moviefactory-pro-v700398

http://18th.blogs.linkbucks.com/css-mirrors-to-the-game-patches-instructions-the-gamepatchestexture-packinstructions

http://18th.blogs.linkbucks.com/cyberdefender-internet-security-2009-90

http://18th.blogs.linkbucks.com/cyberlink-power-2-go-600-build-1314

http://18th.blogs.linkbucks.com/download-all-the-movies-you-want-here

http://18th.blogs.linkbucks.com/eset-nod32-smart-security-40437-3264-bit

http://18th.blogs.linkbucks.com/eset-nod32-smart-security-antivirus-40467-genuine-311209

http://18th.blogs.linkbucks.com/gta-4-torrent-2-links

http://18th.blogs.linkbucks.com/how-to-bypass-zshare-rapidshare-megaupload-and-many-more-with-mozilla

http://18th.blogs.linkbucks.com/how-to-double-your-firefox-speed-by-alot

http://18th.blogs.linkbucks.com/how-to-increase-your-internet-explorer-speed

http://18th.blogs.linkbucks.com/how-to-let-google-find-your-site-immediately

http://18th.blogs.linkbucks.com/how-to-mount-a-gaming-image-and-install-the-game

http://18th.blogs.linkbucks.com/how-to-obtain-microsoft-office-2007-full-genuine-version

http://18th.blogs.linkbucks.com/idm_crack-that-works-with-all-5xx-versions

http://18th.blogs.linkbucks.com/kaspersky-internet-security-2010

http://18th.blogs.linkbucks.com/kaspersky-internet-security-2010-v900459

http://18th.blogs.linkbucks.com/kaspersky-internet-security-700125-key-valid-till-2011

http://18th.blogs.linkbucks.com/limewire-pro-5212-full-release-date-july-30-2009

http://18th.blogs.linkbucks.com/limewire-pro-52-final-cracked-free

http://18th.blogs.linkbucks.com/magic-camera-61

http://18th.blogs.linkbucks.com/mf-mu-rscom-diablo-ii-1m-edition

http://18th.blogs.linkbucks.com/microsoft-windows-7-starter-edition

http://18th.blogs.linkbucks.com/mozilla-add-on-skip-mu-time-limit

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-adobe-photoshop-cs4-extended-v11-full-3264-bit-works

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-alcohol-120-retail-v1987612-final-multilingual

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-assassins-creed-mulit-5-2008-1gb-8-downloads

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-avatar-engmulti-7-2009-1gb4dl-dlc

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-call-of-duty-modern-warfare-2-eng2009-1gb-disk-1-2

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-counter-strike-source-2010-edition-new-features-non-steam

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-gta-iv-1040-multi-05-1gb-links

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-rsbot-runescape-bot-undetectable-2010-guide

http://18th.blogs.linkbucks.com/murswindows-7-ultimate-x32bit-oem-rtmfinal

http://18th.blogs.linkbucks.com/mu-windows-7-ultimate-fully-activated-32-bit-and-64-bit

http://18th.blogs.linkbucks.com/revo-uninstaller-pro-205

http://18th.blogs.linkbucks.com/roller-coaster-tycoon-3-platinum-edition-crack

http://18th.blogs.linkbucks.com/roxio-creator-2010-pro-ultimate-version

http://18th.blogs.linkbucks.com/roxio-easy-media-creator-9-branded-pc-edition

http://18th.blogs.linkbucks.com/roxio-mydvd-premier-v8

http://18th.blogs.linkbucks.com/rs-chicken-invaders-3-christmas-edition

http://18th.blogs.linkbucks.com/rshfst-gta-san-andreas-only-600mb

http://18th.blogs.linkbucks.com/rsquicken-home-and-business-2010

http://18th.blogs.linkbucks.com/rs-the-godfather-trilogy-i-ii-iii-dvdrip

http://18th.blogs.linkbucks.com/snagit-pro-912304-capturing-editining-portable

http://18th.blogs.linkbucks.com/sony-vegas-pro-90c-build-896-32-64-bit-final-multilingual

http://18th.blogs.linkbucks.com/starship-troopers-2-hero-of-the-federation-dvdrip_-_axxo

http://18th.blogs.linkbucks.com/symantec-norton-internet-security-antivirus-2009-lifetime

http://18th.blogs.linkbucks.com/tuneup-utilities-2009-8033001

http://18th.blogs.linkbucks.com/uniblue-2009-speedupmypc-registrybooster-driverscanner

http://18th.blogs.linkbucks.com/uniblue-driver-detective-2009

http://18th.blogs.linkbucks.com/vinefire-blaster-ver2009

http://18th.blogs.linkbucks.com/windows7

http://18th.blogs.linkbucks.com/windows7homepremiumrtmx86-x64oem-retailenglish4dvd

http://18th.blogs.linkbucks.com/windows-7-ultimate-3264bit-retail-original-msdnactivators

http://18th.blogs.linkbucks.com/xilisoft-video-converter-ultimate-5120-cracked-no-

 

 

 

 

 

Okura not: Üzerlerine link vermediğimiz için kusura bakmayın.  Bu listeyi başka biryerde yayımlayacaksanız da bizi kaynak göstermeyi lütfen ihmal etmeyin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alıntıdır ( http://www.yazburaya.com )

Wupload.Com | 1000 Download 40$ | Türkiye 24$ kadar para kazan | Rank Yok!

Haz 9th, 2011
İşim gücüm yok sadece email atarak para kazanmak istiyorum.???

Wupload ta size bir hesap acıyorum.İçine 1000 tane dosya yukluyorum.
siz bu dosyaların adını google de aratırıp dosyaya uygun resimleri ve konuyu yazarak benim size verecegim
grup emaillerine her gun sabah ogle aksam 20 dk nızı ayırıp email atıyorsunuz.
Bu kadar basit .. Dolar kazanmaya baslıyorsunuz.
Dolarlar paypal hesabınıza geliyor.Paypal hesabınıza banka bilgilerinizi giriyorsunuz
Dolarlar kredi kartınızıa veya banka hesabınıza yatıyor..
bunuda yapamam demeyin ……, 

Benim kazancımmı ne? Başlangıcta yukledigimiz 1000 tane dosya için sadece 100 tl..
merak etmeyin siz gunde 3 kere 20 dk nızı ayırıp email atın 1 ay sonunda hadi bilemediniz 45 gun sonunda zaten o parayı cıkaracaksınız…

Aşagıdaki resim ilk arkadasımızın kazancları 4 günde 13.75 dolar ..ve günlük kazancı duzenli olarak artıyor..Herkes emailini düzenli kontrol etmiyor :) ))

Bu işe başlamayı düşünürseniz oktaydenizz@hotmail.com bir emailiniz yeterli…

 

 

 

 

Arkadaşlar bu gece netde gezerken büyük bir paylaşım platformunda rastladım bu upload sitesine.İlk görüşte aşk değildi belki de ama araştırdıktan sonra hoşuma gitmeye başladı .Bende denemek üzere kayıt oldum upload yapmaya başladım.Ödeme daha almadım alırsam burdan paylaşırım.Size kısaca açıklamak istiyorum.İlk olarak 2 tip kazanma şekli var.

 

1- Plan A = 1000 indirmeye 40$ kadar kazanma.Aşağıdaki kazanç tablodan bakabilirsiniz.

 

 

2- Plan B = 1000 indirmeye 20$ kadar kazanma + sattığınız premium başından %30 kazanç.Aşağıdaki kazanç tablosundan bakabilirsiniz.

 

 

FTP upload mevcut
Remote uplaod mevcut
MultiUpload(Aynı anda birden fazla dosya) indirme mevcut

 

Özellikleri;

 

- Reflerden %20 kazanç.
- Site satışlarınızdan %10 kazanç.
- Her hafta ödeme
- Ödeme PayPal, Webmoney & AlertPay
- Min. Ödeme 10$
- İstediğiniz zaman Plan A yada Plan B’ye geçebilirsiniz
- Kendi indirmeler sayılmaz
- Sadece tamamlanan indirmeler sayılır.
- Ücretsiz(Free) kullanıcıların aynı “İP”den birden fazla indirmeyi sayar.

 

Hotfile dan para kazanmak

May 19th, 2011

Not : Benim referansım ile uye olup en az on dosya yukleyin 5 dolar kazanın .Bende size destek olmak icin en cok aranan Hotfile Kazanc Rehberini vereyim…Bu rehberin yanında 30 bin email adresi 100 bin kişiye email ulaştırabilecek özel email adresleri , forum Poster programı , 44 forum adresi ve kişisel tecrubeler var.

http://www.oktaydeniz.com/wordpress/?p=624 konusunu okuyun cok faydalıdır.Hotfile kazanc rehberi için bu konunun altına hotfile e üye oldugunuz hesabın adını ve email adresini dogru yazın emailinize dosyanın linkini yollayacagım. Başarılar.

 

En iyi dosya yükleme sitelerinden hotfile ile çok para kazanabilirsiniz. Yapmanız gereken sadece üye olmak , dosyalarınızı yüklemek ve sitenizde veya sitelerde dosyaların linklerini paylaşmak… Bundan sonra her indirme başına para kazanacaksınız.

Hotfile İle Para Kazanma
Tıkla Üye ol
Dosyalarınızı hotfile a yüklemek size paranın yanında kolaylık ve itibarda sağlayacak.
-Hotfile diğer siteler gibi sizi fazla bekletmez , bekleme süresi 15 dakikadır.(Rapidshare gibi çok kullanıcı indiriyor diyerek gereksiz yere bekletme yapmaz)
-Tek seferde 400 mb a kadar dosya yükleyebilirsiniz.
-Dosya indirirken kullanıcılar reklamlarla karşılaşmaz…
Tıkla Üye ol
Hotfile ayrıca şu an dünya genelinde ilk 100 e girmiş durumda ve sürekli yükseliyor. Yani dosyalarınızı yüklemek sizin için çok kazançlı olacak…
Peki Ne kadar Kazanacaksınız ?
Rütbe 5-50 MB 50 – 100 MB 100 – 2000 MB
Copper $2 $3 $4
Bronze $3 $5 $7
Silver $5 $7 $10
Gold $6 $9 $12
Platinium $7 $10 $15
Bu ücretler 1000 indirme için geçerlidir. Yani attığınız dosyalar bin kez indirildiğinde bu ücreti alacaksınız…
Hotfile 15 dolar kazandığınızda hemen ödeme yapıyor. Bunun için bir paypal hesabı açarak paranızı istediğiniz hesap numarasına yatırtırabilirsiniz.
Tıkla Üye ol
Durumunuz genel olarak aşağıdaki kriterleri içeren aktif olma oranınıza dayanır:(Yani hesabınızın yükseltilmesi şu sebeplere bağlıdır- tabi bu hususlar 14 günlük süre dahilinde kontrol ediliyor)
* 1. Kullanıcıların dosyalarınızı indirme miktarı ve yüklenmiş dosyalarınız vasıtasıyla ücretli üyelik alan üyelerin sayısı.
* 2.Yüklenmiş dosyaların indirme sayısına oranı.
Ayrıca sizin sitenizden gelen her üyenin kayıt olmasından %5 komisyon , sizin referal linkinizden üye olarak para kazananların ise %20 si kadar kazanabilirsiniz…
Tıkla Üye ol
Dosyaları sadece bir sitede paylaşmanızda gerekmiyor , dosyaları yükleyin ve diğer tüm sitelerde paylaşın. Hem site sahiplerininde hoşuna gider mesaj yazmanız… (Örneğin yüklediğiniz dosyalar yasa dışı dosyalar değilse www.nehirce.com ve www.oktaydeniz.com Forumlarında yayınlayabilirsiniz… )
Yani bir video sitesi açsanız ve içine klipler atsanız . 1000 video paylaşsanız , her bir video günde 10 kere indirilse ve her dosyanın boyutu ortalama 50 mb olsa günde 30 $dolar para kazanabilirsiniz..(Bu en düşük ihtimal tabi ,zamanla seviyeniz yükseldikçe daha çok para kazanacaksınız.)
Eğer kafanıza takılan bir soru olursa buraya yazabilirsiniz , cevaplamaya çalışırız… Ama önce aşağıdaki linke tıklayarak üye olun… (Üyelik ücretsizdir. Dosya yüklerseniz para kazanırsınız , yüklemezseniz kazanamazsınız)
Tıkla Üye ol
Yukarıdaki linkten üye olduktan sonra Paypal hesabınızı tanımlamanız gerekiyorki indirilen dosyalardan para kazanabileseniz. Paypal hesabınızı daha sonra oluşturabilirsiniz ama sürekli kullandığınız bir mail adresinizi verinki başkasına gitmesin para.(Paypala mail ile üye olacağınız için başkasının maili olursa para başkasına aktarılır)
Üye olduktan sonra buraya tıklayın (Join Affilate program- Kazanç sistemine kayıt) ve para kazanmaya başlamak için son aşamayı tamamlayın. (Buradan hesabınızı tanımlamazsanız sadece normal üye olarak dosya yüklersiniz . Ama tanımlama işlemini yaptıktan sonra artık yüklediğiniz dosya her indirildiğinde para kazanacaksınız)
Tıkla Üye ol
Paypal hesabınız yoksa https://www.paypal.com/tr adresinden üye olabilirsiniz.(Bu işlemi daha sonrada yapabilirsiniz) Paypal nedir diye soracak olursanız. İnternetten birisinin sizin mail adresinize para yatırılabilmesini sağlayan sistemdir. Örneğin hotfile sizin mail adresinize parayı yatırır. Siz paypal da hangi hesabınızı tanımladıysanızda para o banka hesabınıza yatırılır. Paypal dünyanın en güvenilir sitelerinden birisidir , isterseniz araştırabilirsiniz. Şöyle bir soru da aklınıza gelebilir. Birisi mail adresimi yazarak para çekebilirmi ? Hayır . Siz onay vermediğiniz sürece bu mümkün değil ama mail adresinize para yatırılabilir… Bu konudada kafanıza takılan birşey olursada çekinmeden sorabilirsinz…
Tıkla Üye ol

AÖF Tüm Sınıflar Tüm Bölümler 2002-2010 Çıkmış Final Soruları

May 14th, 2011

Maddenin yapisi ve özellikleri

May 9th, 2011
MADDENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

Maddenin Yapısı ve Özellikleri Kavram Haritası

Periyodik Sistem

ödevin word dosyasını eklentiden indirebilirsiniz

Eklenmiş Dosya Konuya cevap yazmadan eklentideki dosyayı göremezsiniz…

Etiketler:

TÜRKİYEDE 4 ADET ATOM BOMBASI VAR (TR YAPIMl)

May 9th, 2011
Türkiye’de Atom Bombası var mı?

ilginç bir hikaye ve mantıklı

Türkiye de,Bildiğim kadarıyla Çekmece’deki nükleer santral sadece araştırma amaçlı ve çok küçük kapasiteli. TAEK de daha çok radyasyon güvenliği ile ilgili sanırım" diye ekledim. Daha on dakika önce tanıştığım adam memnuniyetle gülümsedi. Bu konuda bilgimin olması onu mutlu etmişe benziyordu…

Pazar günü Suna’dan izin alıp bisikletle dolaştıktan sonra her zaman uğradığım şirin kafenin bahçesine oturmuştum. Ateş alma bahanesiyle gelen ve ayak üstü bir sohbeti başlattıktan sonra yanıma oturan adam her haliyle gizemliydi. Davet etmeme rağmen, nazikçe "oturabilir miyim?" diye sorduktan sonra ben de mecburen, "tabi buyurun" dedim. O da bir sandalye çekip karşıma geçti. Sıkıntılı bir sohbet olursa, en kötü ihtimalle kalkar giderim diye geçirdim içimden.

Hiç de beklemediğim gibi hoşsohbet biri çıktı. "Ben Ahmet" demişti ama sormama rağmen mesleğini söylememişti. sesi ve tavrı emir vermeye alışkın bir askerinkine benziyordu. Konutkent taraflarını çok sevdiğini ve buralara yeni taşındığını söylemekle yetindi. Bisiklet üzerine bir konu açıldı. Kendisi de binermiş fakat dizindeki sorundan sonra bırakmak zorunda kalmış. Çok sevdiğim bisikletim hakkında teknik detay sorular sormaya başlayınca tabi ki gönlümü fethetti. Genelde insanlar şöyle bir bakar ve "kaç lira" diye abuk bir soru sorarlar ama o "kaç vites?", "Takometresi var mı?" "Kendinden yağlı zincir mi?" falan gibi soruları peş peşe sordu. Vitesinin frenden değiştiği öğrenince hayran kaldı ve dönüp bisikletime tekrar baktı. Sonra "Başka hobiniz var mı?" diye sordu. Öyküler yazdığımı ve bunları İnternette kendi web sitemde yayımladığımı söyledim. Bu çok ilgisini çekmişti, www.eminari.com adresini özenle ufak bir not defterine yazdı. Daha sonra gülümseyerek bana baktı ve "Emin bey, ilginizi çekeceğini umduğum bir hikayem var. Dinlemek ister misiniz? Belki bunu da yazarsınız" dedi.

"Tabi, memnuniyetle" dedim ama nezaket icabı söylenmiş bir şeydi. İnsanların "beni de yaz" taleplerini bilirdim. Kendilerinin yaşadıkları ve çok ilginç buldukları ama çoğu sıradan ve bir o kadar da sıkıcı hikayelerden birini dinleyeceğimi düşündüm. "Umarım kırık bir aşk hikayesi değildir" diye geçirdim içimden.

Adam "Teşekkür ederim" dedikten sonra gelen garsonun, kül tablasını değiştirmesini önüne bakarak bekledi. Garson uzaklaşınca kafasını kaldırıp hızla konuşmaya başladı.

"Dünyada nükleer silaha sahip ülke sayısı az. Başta Amerika ve Rusya olmak üzere, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, Güney Afrika ve İsrail’in atom ya da hidrojen bombası var." dedi. Cebinden çıkardığı teneke kutudan benim de çok sevdiğim ufak purolardan bir tane uzattıktan sonra kendi de aldı, kibritle yaktı ve kahvesini yudumladı.

"Bu ufak puroları çok severim" dedim. Gülümsedi ve devam etti.

"Ama bildiğiniz gibi Türkiye’nin eskiden bir nükleer silahı yoktu. Amerikalıların soğuk savaş sırasında Türkiye’ye yerleştirdikleri Atlas füzelerinde nükleer başlık vardı ama meşhur Küba krizinde Ruslarla yapılan pazarlıkta, Küba’dakilere karşılık bunların kaldırılmasını kabul ettiler. Daha sonra Sovyetler bu konuda çok hassas davrandı. Burunlarının dibinde, onları üç dakika içinde vurabilecek bir nükleer silah istemediler. Amerikalılar da zaten böyle bir şeye yeltenmediler ama yine de başta İncirlik olmak üzere birkaç üstte nükleer silah yüklü uçaklar her zaman oldu ama füze kalmadı.

Her neyse, bu bombalar Türkiye’de bulunsa bile kontrolü ve kırmızı düğmesi başka ülkenin elinde olan atom bombalarıydı. Yani pratikte Türkiye’ye ait değildiler."

"O zamanlar yoktu dediniz, şimdi var mı ki? Hiç olmadı ki… " dedim.

"Anlatacağım, biraz sabredin"

Adamın anlattıkları ilgimi çekmişti. Her zaman yanımda taşıdığım ufak gazeteci teybimi çıkarttım ve konuşmayı kayıt edip edemeyeceğimi sordum. Gayet rahat bir şekilde "Tabi ki, keyfinize bakın" dedi. Teybi masanın üstüne koyup kayıt düğmesine bastım. Adam işimi bitirmemi bekledi. Tekrar purodan bir nefes çekip konuşmasına devam etti.

"İsrail’in atom bombası yapmasından sonra başta Araplar olmak üzere tüm bölge ülkeleri tedirgin oldu. Türkiye de tabi. Orta doğunun yaramaz çocuğu yenilmezliği elde etmiş gibi görünüyordu. Köşeye sıkışırsa patlatırdı. İran ve Irak buna karşılık atom bombası çalışmalarına hız verdiler. Fakat Irak’ın bomba yapmak amacıyla kurduğu nükleer reaktörü İsrail vurdu. Özellikle Irak çok uğraştı ama bombayı yapmayı bir türlü beceremedi, sadece bilgisayarlar için 370 milyon dolar harcadılar. Büyük abi ve yaramaz çocuk buna hep engel oldular."

"Türkiye de, diğer bütün ülkeler gibi atom bombası yapmak istiyordu fakat yapamazdı."

"Tabi ki" dedim, "En temel malzeme olan zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum yok. Her ne kadar toryum ve uranyum yatakları olsa da bu pek işe yaramıyor çünkü hem bunlar çok az miktarda hem de zenginleştirmek için gerekli tesisler ya da atık malzemesini kullanabileceğiniz bir nükleer santral yok. Bildiğim kadarıyla Çekmece’deki nükleer santral sadece araştırma amaçlı ve çok küçük kapasiteli. TAEK’de daha çok radyasyon güvenliği ile ilgili sanırım" diye ekledim.

"Evet haklısınız. Uranyum bilyeler bulunca çocuklar gibi seviniyorlar. Neyse…

Özellikle askerler nükleer silah konusunda çok istekliydiler ama biliyorsunuz sadece istek yetmez. Daha sonra Akkuyu ‘da yapılacak bir nükleer santral için ihale bile açıldı ama kapalı kapılar arkasında bu engellendi. Tabi işin arkasında sevgili dostlarımız vardı. Ben her zaman dostlarımdan çekinirim" dedi ve gülümsedi.

"Aslında teknik alt yapı olarak, Türkiye bir atom bombası yapabilecek kapasitede. Tek eksiği nükleer malzeme. Zaten bir atom bombası yapmak sanıldığı kadar çok zor değildir. bu konuda bilginiz var mı?" diye sordu.

Konunun nereye geleceğini çok merak ettiğim için kısaca cevap verdim.

"Hatırladığım kadarıyla, kritik kütle oluşturacak kadar zenginleştirilmiş nükleer malzemeyi iki yada daha fazla parçaya bölüyorsunuz. Daha sonra bunları TNT benzeri bir patlayıcı yardımıyla oluşan bir patlama ile hızla bir araya getirip, zincirleme reaksiyon oluşturuyorsunuz. Bir ara merak edip öğrenmiştim".

"Çok güzel, çok. Bilginizi takdir ettim. Evet basit olarak bir atom bombası böyle çalışır. Kritik kütleyi ikiye ayırırsanız. Tabi eğer Uranyum-235 kullanıyorsanız. Plütonyum 239 kullanıyorsanız 32 parçaya ayırmanız gerekli. Bir parçayı diğerinin üstüne kurşun gibi gönderilenlere -ki Hirosima’ya atılan "Şişman çocuk" bu tiptendi- "tabanca tipi" derler. Diğerlerinde ise kritik kütle bir merkezde birleşecek şekilde küresel olarak dağıtılır. Bunlar da implosion tipi. Bunun dışında patlamayı daha etkili hale getirmek için yapay nötron kaynağı, dış katmanı saracak Uranyum-238, ateşleme zamanını belirleyecek hassas tetikleme mekanizması ve daha güçlü olmasını sağlamak için bazı başka nükleer ve normal maddeye ihtiyaç vardır, örneğin berilyum gibi.

Bu işin teknik kısmı, şimdilik geçelim. Rusya’nın oluşturduğu nükleer tehdit, soğuk savaş sırasında Amerika’nın nükleer şemsiyesinin altında karşılanabiliyordu ama sürekli olarak bir başka ülkeye bağımlı kalıyordunuz. Bir de bunun üstüne ne zaman ne yapacağı belli olmayan İsrail ‘in atom bombasına sahip olması Türkiye’yi epeyce tedirgin etmişti. Zaten çok sonra Sovyetlerin dağılması ile Amerikan şemsiyesi de kapandı. Bu durumda yağmur yağarsa ıslanırdınız. Askerlerin zorlamaları ile gizli bir araştırma başlatıldı. Başta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Tubitak ve üniversiteler dahil olmak üzere pek çok kurumdan gelen uzmanlarla oluşturulan bir ekip bunu araştırdı."

TAEK yolumun üzerinde olduğu için hemen gülümsedim. Eskişehir yolu üzerindeki o binanın büyüklüğü zaten beni hep şüphelendirmiştir.

"Askerlerin, uzmanların önüne koydukları soru şuydu, "Eldeki olanaklarla bir atom bombası yapabilir miyiz?" Rusya ve İsrail ile bir nükleer denge oluşturabilmemiz için bir atom bombası olmalı diye düşünüyorlardı ki askeri açıdan haklıydılar. Bu bomba muhtemelen hiçbir zaman kullanılmayacaktı ama varlığı, başka ülkelerin Türkiye üzerinde bir bomba patlatmasına engel olacaktı. Bilirsiniz işte, basit bir denge hesabı yani, geceleri rahat uyumak için."

"Ekip çok gizli bir şekilde bunu araştırdı. Sonuç beklendiği gibi kocaman bir "HAYIR"dı. Diğer her şey yapılabilirdi ama nükleer malzeme şarttı ama bir nükleer santral kurulmadan ya da zenginleştirme tesisi olmadan bu imkansızdı. Eldeki uranyum yatakları da porselen yapımı dışında bir işe yaramıyordu. Askerler tabi ki yüzlerini buruşturdular ama olay "sivillerin beceriksizliği" ile açıklanabilecek bir şey değildi. Yapamıyorsanız, yapamazsınız. Aslında böyle bir komisyona bile gerek yoktu. Pirinciniz yoksa pilav yapabilir miyim? diye sormak saçmalık. "

"Askerlerin yüzlerini buruşturduklarını nereden biliyorsunuz?" diye sordum.

Gülümsedi ama sorumu cevaplamadı.

"Sonuçta rapor ve tabi ki atom bombası yapma isteği rafa kaldırıldı. MTA’daki bürokratların biraz kulağı çekildi ve uranyum yatakları bulmak için "daha çok çalışın beyler, memleketin toprağında bakılacak çok yer var" denildi. "

"Bu iyi bir şey. Nükleer silah çılgınlığına bizim de girmememiz iyi olmuş" dedim.

Garsona bir kahve daha söyleyen adam düşünceli bir şekilde yüzüme baktı.

"Evet teorik ve etik olarak haklısınız. Ben de sizin gibi düşünüyorum ama pratikte her şey farklı. Şu reel politik denen baş belası şey başınızda Demokles ‘in kılıcı gibi sallanıyor. Bazı şeylere mecbursunuz. Aptal insanoğlu işte…"

"Peki sonra ne oldu? Hikaye bu kadar mı?" dedim merakla. Bunlar açıkça yazılmasa bile bilinen şeylerdi.

"Hayır, asıl hikaye bundan sonra başlıyor." dedi ve gelen kahve için garsona teşekkür etti.

"İzninizle karımı arayıp gecikeceğimi söyleyeyim" dedim.

"Tabi, tabi. Anlaşılan siz de benim gibi günün moda deyimiyle light bir erkeksiniz" deyip gülümsedi.

Suna’yı arayıp gecikeceğimi söyledim. Beklediğim gibi fırçayı hemen attı tabi ki. "Çabuk gel, kocaman adamsın hala bisikletin tepesindesin. Perdeler asılacak ve hem akşama annemlere gideceğiz, kadın senin için zeytinyağlı dolma sarmış" dedi. "Tamam bi tanem, birazdan gelirim" deyip telefonu kapadım.

"Tam kılıbığım. Evet, sizi dinliyorum, lütfen devam edin, anlatacaklarınızı merak ettim"

"Kılıbık olmak iyidir, akıllı adam kılıbık olur. Nerde kalmıştık, ha! Evet. Rapor rafa kaldırıldıktan epey sonra, neredeyse dört yıl, ilginç bir gelişme oldu. Yıkılmaz sanılan Sovyetler İmparatorluğu yıkıldı. Ruslar tekrar direksiyona geçene kadar bir kaos dönemi yaşandı. Ekonomileri berbattı. Her şeylerini satmaya başlamışlardı. Rus pazarlarında eski madalyalarını satmaları gerçekten onur kırıcıydı ama açlık insana her şeyi yaptırıyor. Sadece madalya ve ucuz alet, edevat ile uyduruk Lenin rozetleri satsalar iyiydi. Ama daha aç gözlü ve cesur olanları piyasaya Mig uçakları bile sürmeye başlamışlardı, başta Ukraynalılar. Aslında Mig’ler Fantom’lardan daha iyi uçaklardır ya siz bakmayın, özellikle Mig 29′lar.

Rus abilerinin ve Ukraynalı kuzenlerinin her şeyleri sattıklarını ve hızlı bir şekilde kapitalizmi öğrendiklerini gören diğer eski ve ufak Sovyetler birliği ülkeleri de bu piyasaya girdiler. O anda üstlerinde bir kontrol yoktu. Moskova’daki büyük abi artık patron değildi. Alıcılar ellerinde yeşil dolarları sallayarak hazır bekliyorlardı. Yeniden Tanrıya inanmaya başlamışlardı ama dolarların üstündeki George Washington’un daha güçlü olduğunu fark etmişlerdi.

İşin ilginç tarafı, silah piyasasına giren bu acemi tüccarları Ruslar ‘dan çok Amerikalılar takip ediyordu. Uyduruk muz cumhuriyetlerine satılan Mig’ler Amerikalıların umurunda değildi. Onlar en büyük kabuslarının gerçekleşmesinden ölesiye korkuyorlardı."

"Nükleer silahlar mı?"

Sigarasını kül tablasında söndürdü ve dumanını üfledikten sonra sözüne devam etti.

"Evet, nükleer silahlar, özellikle ufak çaplı taktik atom bombaları. Bir yolcu valizine girebilecek kadar küçük atom bombaları. Bu kadar küçük olmalarına rağmen patlatıldıklarında New York şehrini artık sadece filmlerde yada kartpostallarda görebilirsiniz. Sadece nükleer silahlar değil, nükleer silah yapmaya yarayacak her şeyin, zenginleştirilmiş uranyum, nükleer reaktör atığı plütonyum, teknik bilgi, diğer malzemenin vs. çılgın ellere geçmesinden korkuyorlardı. Çünkü bu imkana sahip olunca gözünü kırpmadan New York ‘da ya da başka bir Amerikan şehrinde gözünü kırpmadan ortalığı çok fazla aydınlatabilecek binlerce insan sayabilirim. Biliyorsunuz en son uçağı binaya çaktılar. İmkan olsa bomba da patlatırlar.

Bu yüzden Amerikalılar işi sıkı tuttu. CIA, muhtemel satıcıları buldu ve bunların kulağını iyice büktü. "Uçak, top ya da tank satın ama iş nükleer silahlara gelince orada durun yoksa…" dedi.

"Yoksa ben sizi durdururum" diye sözünü tamamladım.

"Evet, özellikle teröristlerle iş yapmayı seven satıcıları yakın takibe aldılar. Neredeyse aldıkları nefesleri bile takip ediyorlardı. Sızıntı olmasını istemiyorlardı. Hatta Kazaklardan 1994 yılında 50 kilo plütonyum oksit satın aldılar. Hiç ihtiyaçları yoktu, sadece başka ellere geçmesin diye yaptılar bunu. Yoksa ellerinde dünyayı iki, üç kez yok edecek kadar nükleer silah var.

Piyasanın epey bir hareketli olduğu o günlerde Bakü ‘deki Hagani Kucesi No:27′de bulunan Türk büyükelçiliğine bir telefon geldi. Bakü berbat petrol kokar. İzmir körfezinin pis olduğu zamanları hatırlatır.

Arayan yetkili bir kişi ile görüşmek istediklerini söyleyip duruyormuş. Türk elçilik görevlileri doğal olarak kiminle ve ne hakkında? görüşmek istediklerini sormuşlar. Adam da hiç cevap vermeden telefonu kapatmış.

Üstünde durulmaya değmez bir olay. Elçilikte tabi ki dikkate almamış. Ama aynı adamlar bir ay sonra bu sefer telefonla arayıp bir MİT görevlisi veya "Esker" ile görüşmek istediklerini söylemişler ve bir randevu istemişler.

MİT görevlileri hemen her elçilikte vardır ama asla kendilerini MİT görevlisi olarak tanıtmazlar. Bütün dünyada böyledir bu. Ticari ya da Kültür ateşe yardımcısı gibi saklı bir unvanla bulunurlar. Bu da nadir bir durumdur.

Adamlarla konuşan görevli Elçilikte bir MİT görevlisi olmadığını ama isterlerse bir başka görevli ile konuşabileceklerini söylemiş. Bu normal prosedürdür. Hiçbir zaman görevlilerin deşifre olması istenmez. Aslında tüm ülkeler kendi ülkelerinde bulunan elçiliklerde görevli olan ajanları bilirler de, bilmezden gelirler. Eğer fazla gürültü ve toz çıkarırlarsa "persona non grata" ilan edip, sınır dışı ederler. Bir tür centilmenlik anlaşması diyelim. Zaten bunlar saha ajanı olmazlar.

Karşıdaki adam, bu sefer ısrarla Azeri Türkçe’siyle "bir Esker" ile görüşmek istediklerini söylemiş. Görevli tabi yine "Ne hakkında?" diye sormuş. Adam telefonda söyleyemeyeceğini demiş. Sıkılan görevli en sonunda Elçiliğin halkla ilişkiler uzmanına bağlamış.

Halkla ilişkiler uzmanı yeni mezun bir mülkiyeliydi. Gençten bir çocuk. Telefonun diğer ucundaki Azeri ile konuşmuş. Adam elinde Türkiye hükümetinin ilgisini çekebilecek bir mal olduğunu, bir yetkiliyle görüşmek istediğini söylemiş. Mümkünse "Esker" olmasını istiyormuş. Adamın asker yetkili takıntısını tabi ki bizim çaylak çözememiş. Malın ne olduğunu sormuş? İsterlerse ticari ateşe ile görüştürebileceğini söylemiş. Karşı tarafta kızıp kapamış.

O akşam elçilikteki rakı sofrasında gençten halkla ilişkiler uzmanı laf olsun diye Askeri ataşeye, bir kurmay albay ve şu anda tümgenerallik bekliyor, arayan Azeri’ yi anlatıyor. Aslında olaydan çok Azeri’nin "Esker" demesi ile dalga geçmek istiyormuş. Niye dalga geçerler anlamıyorum, aslında onların konuştukları gerçek öz Türkçe.

Asker ateşe durumdan şüphelenmiş. Türkiye’den fındık, fıstık ve bisküvi almak isteyen ya da peynir satmak isteyen biri niye ısrarla bir askerle görüşmek istesin ki? Ve neden "malın ne olduğunu?" söylemiyor?" daha da önemlisi neden elçiliğe gelmiyor?

sistematik çalışmaya alışkın olan askeri ataşe, genç halkla ilişkiler uzmanına ve elçiliğin santraline, adamlar bir daha ararlarsa kendine bağlamalarını sıkı, sıkı tembihlemiş.

Adam ertesi gün tekrar arıyor. Dediğine göre bu son arayışıymış. Santral sesi tanıyor ve askeri ataşeye bağlıyor. Sonunda vuslata eriyorlar yani. Askeri ateşe kendini tanıtıyor. Adını ve rütbesini söylüyor. Karşı taraftaki Azeri, elinde Türk hükümetini ilgilendirecek bir şey olduğunu (bu sefer mal demiyor) ama bunu telefonda söyleyemeyeceğini belirtiyor. Ataşe bu sefer temiz bir telefon numarası veriyor. Kendisini buradan aramasını istiyor.

Azeri yarım saat sonra cep telefonu ile bu numarayı arıyor. Bir randevu için yer ve saat veriyor. Bakü ‘deki eski bir Rus barını söylüyor. Askeri ateşe ısrarla Türk hükümetinin ilgileneceği şeyin ne olduğunu sormasına rağmen karşı taraf cevap vermiyor.

Ertesi gün askeri ateşe yanına dadı almadan. Bu gibi durumlarda uzaktan koruma yapana dadı denir. Bir güvenlik tedbiri olarak ama albay almamış.

Neyse. Bir Azeri ve bir Kazak askeri ataşenin masasına oturuyorlar. Ataşenin ısmarladığı votkalardan, sonra konuşmaya başlamışlar. Azeriler Ruslardan daha çok içerler, Ruslar ise herkesten çok.

Üç duble votkadan sonra adamlardan biri ellerinde 26 kg, birinci kalite, nükleer reaktör atığı işlenmiş plütonyum oksit olduğunu söylemişler. Bunu satmak istediklerini ve alıcı aradıklarını eklemişler.

Askeri ateşe şok olmuş tabi ki. Çeçenlerle ya da Rusların son numaralarıyla ilgili bir bilgi beklerken, birden beş tane atom bombasına yetecek kadar plütonyumu eski bir Lada arabasından bahseder gibi satmak isteyen iki çılgın adamla karşılaşmış. İnanmamış tabi ki. Sorular sormuş.

Bu plütonyum nereden geliyor? Yakın bir yerlerden.
Kaç para istiyorsunuz? 15 milyon dolar.
Elinizde plütonyum bulunduğunu ispat edebilir misiniz? Evet.

Askeri ataşenin önüne berbat bir ışıkta çekilmiş ama ne olduğu açıkça anlaşılan fotoğraflar koymuşlar. Sağda solda kiril alfabesiyle yazılmış "dikkat" cümlelerinin ve radyasyon tehlikesini gösteren üç yapraklı yonca işaretlerinin görüldüğü fabrika fotoğrafları. En son fotoğraf ise en ilginciymiş. Kurşun blokların olduğu bir resim. Nükleer sızıntı olmasın ve radyasyon yayılmasın diye nükleer malzeme kalın kurşun blokların içine konur. Hepsinin üstünde Pu 239 yazıyormuş.

Ateşe fotoğrafları alıp alamayacağını sormuş. Kazak olan, Rusça bir şey söylemiş. Azeri’de "Hayır" demiş, kesin bir dille.

Fotoğraflardan epey etkilenen kurmay albay, epey bir soru sormuş. "Diyelim ki bu mala talip çıktık, nasıl alacağız? Mal ve para teslimatı nasıl olacak?

Adamlar malı Gürbulak sınır kapısının Türk tarafında teslim edebileceklerini ama sadece para değil aynı zamanda Türk vatandaşlığı ve koruma da talep ettiklerini söylemişler. Altı kişi için Türk vatandaşlığı!

Aslında istedikleri para, malın kıymetinin onda biri bile etmez. Kelepirden daha ucuz yani. Diğer istekleri de çok kolaylıkla karşılanabilir. Zaten, değil Türk vatandaşlığı, İstanbul’un altın anahtarlarını isteseler bile verebilirdik, hem de yedekleri dahil olmak üzere."

Adam kendi yaptığı espriye gülümsedi. "bir şey içer misiniz Emin bey" dedi. Şaşkınlıkla, "evet bir çay fena olmaz" dedim. Garsona işaret edip iki çay söyledi. Çaylar gelinceye kadar sustu. Sese duyarlı ufak teybim de durdu. Tekrar söze başlamasını bekliyordum. Çaylar gelince, kaşık sesi ile birlikte teyp tekrar çalışmaya başladı.

Albay doğal olarak malın kaynağını sormuş. Onlar bunu açıklayamamaklarını söylemişler. Yani üzümümü ye bağını sorma hesabı. Benim tahminime göre, Kazak hükümeti plütonyumdan kurtulmak ve biraz da para kazanmak için böyle bir şey tezgahladı. Plütonyumun depolanması ve korunması zor iştir. Ele yapışan sümüğe benzer, bir türlü kurtulamazsınız.

Böyle bir tezgah yaptılar çünkü işler sarpa sararsa ve olay Amerika’lılar veya Moskova’daki abileri tarafından duyulursa başları kötü halde derde girerdi. Ama olayı yolsuzluk yapmaya kalkışan fabrika çalışanlarının marifeti diye bir açıklama ile işin içinden sıyrılabilirlerdi. Çeçenler hariç oralarda hepsi Ruslardan çekinir.

Yoksa nükleer reaktörde çalışanların değil 26 kg plütonyumu, bir vida bile alıp götürmeleri imkansız. Markette cebininize bir çikolata atmaya benzemez bu iş.

Bu tabi benim teorim. Bir başka kuvvetli teoriye göre işin arkasında Ruslar vardı.

"Ruslar mı? Bu saçma değil mi?"

"Hayır hiç de saçma değil. Ortadoğu’daki Amerikan-İsrail ittifakının elindeki nükleer gücü dengeleyebilecek bir güç yaratmak istemiş olabilirler. Tabi bunu yaparak Türkiye’yi güçlendiriyorlardı ama kendi nükleer kapasiteleri o kadar büyük ki, Türkiye onlar için hiçbir zaman bir tehdit oluşturamazdı fakat bu durumda İsrail daha temkinli davranmak zorunda kalacaktı."

"İsrail ile dost olduğumuzu sanıyordum" dedim alaycı bir ifadeyle.

"Görünürde öyle. İsrail tanklarla Filistin’i işgal ettiklerinde neşeli askerler ne diyorlardı biliyor musunuz?"

"Ne diye?"

"Ankara’ya, Ankara’ya diye bağırıyorlardı. İsrail’e asla güvenilmez. Zamanında kendi peygamberleri Musa’yı bir altın öküze satmışlardı, ki Musa Tur dağına Yehova ile konuşmaya gitmişti, dünya turuna çıkmamıştı. Güvenilmezler anlayacağınız."

"Anladım…"

"Sonuçta üzüm elimizde olduğu sürece, bağın menşei bizi çok ilgilendirmiyordu. Yeter ki bir katakulli olmasın.

Albay alabileceği kadar çok bilgiyi adamlar aldıktan sonra onlardan süre istemiş. "Ankara ile görüşmem lazım" diyor. Cebinden 15 milyon dolar çıkartıp, kurşun blokları da bir TIR’ın dorsesine atıp Türkiye’ye getiremez ya.

Adam "Tamam" diyorlar"

"Peki neden malı Türklere satmak istiyorlardı?"

"Amerika’nın baskısı yüzünden piyasada doğru dürüst alıcı kalmamıştı. Fiyat da bu yüzden düşük olabilir. Yoksa büyük Türk kardeşliği falan hikaye. Eskinin komünistleri bir gecede akıllı kapitalistler olmuştu."

Askeri ataşe, elçi dahil olmak üzere oradaki tüm sivil görevlileri by-pass edip, özel askeri kozmik kripto ile ulaşabileceği en üst rütbeye olan biteni anlatan bir rapor gönderiyor. Bunu hem sızıntı olmasını istemediği, hem de sivillere pek güvenemediği için yapıyor. Bilirsiniz dünyadaki tüm askerler sivillere karşı mesafelidir. Elçiliktekilere de Çeçenlerle ilgili uyduruk bir haber diyor.

Askeri ataşe, çift kitap metoduyla raporunu şifreleyip Ankara’ya gönderiyor. Çok basit bir şifreleme metodudur. Rasgele sayılardan oluşma birbirinin aynısı iki kitap vardır. Bu sayılara göre mesajı şifrelersiniz. Şifreyi çözebilmeniz için birinci kitabın aynısı olan ikinci kitabın elinizde olması gerekir. Oldukça basit olmasına rağmen en güçlü bilgisayar bile çözemez.

Kriptolu mesaj doğrudan Genel Kurmay ikinci başkanına gönderilmişti. Askerler arasında hiç olmayan bir şey. Yani üstünüzü aşıp, doğrudan onun üstüne erişmek. Şu meşhur emir komuta zincirini es geçmek yani. Ama durumun aşırı derecede özel olması albayı haklı çıkartıyor.

Bu kozmik şifreyi, bizzat Genel Kurmay ikinci başkanı yardımcısı ile birlikte çözüyor. Okuyunca tabi çok şaşırıyor. Bakü’ye "ikinci bir emre kadar beklemede kalın ve hiçbir şey yapmayın, kimseye bir şey söylemeyin" diye kriptolu cevap mesajı çekip soluğu Genel Kurmay başkanının yanında alıyor. O da şaşırıyor ama hemen kuvvet komutanlarını toplayıp dört saat süren bir toplantı yapıyorlar. Askerlerin zaten böyle bir isteği olduğu için sonuçta mala talip oluyorlar ve hemen sivillerden, cumhurbaşkanı, başbakan ve genelkurmay başkanının olduğu bir toplantı talep ediyorlar. Acil olarak.

Yunanlılar Ege’de mızmızlanmadığı ve bölücü terörist örgüt hezimete uğratıldığı için bu ani ve acil toplantıya Cumhurbaşkanı ve tabi ki başbakan bir anlam veremiyorlar ama askerlerin isteğini de geri çevirmiyorlar. Mesajın geldiği günün ertesinde Çankaya Köşkünde bir toplantı yapılıyor. Genelkurmay başkanı lafı uzatmadan Bakü ‘den gelen teklifi anlatıyor. Daha sonra neden bir atom bombasına sahip olmamız gerektiği konusunda kısa bir brifing veriyor. Önceden hazırlanmış komisyon raporunu ve ordunun bu konu hakkındaki görüşünü belirtir Milli Siyaset belgesini gösteriyor. Kırmızı kitapçık diye geçer. Sonuçta, bu teklif eğer ciddiyse değerlendirelim diye sözü bağlıyor.

Cumhurbaşkanı ve başbakan uzun süre ellerindeki raporlara bakıyorlar.

"O sırada kim cumhurbaşkanı ve başbakandı?" diye merakla sordum.

"Tarihleri uç uca getirirseniz bulursunuz. Uzun tartışmalar ve Cumhurbaşkanlığının kristal bardaklarında içilen bir sürü demli çayın içildiği toplantılardan sonra askerlerin isteğini kabul ediliyor. Yani siviller yeşil ışık yakıyor. Şartlar ve detaylar belirleniyor. Türk hükümeti ile dolaylı veya dolaysız bağlantısı olmadığı söylenecek. Avans verilmeyecek. Mümkünse pazarlık yapılacak. İş ortaya çıkarsa ve suçlama gelirse kesin bir dille yalanlanacak, para hiçbir şekilde riske atılmayacak vs. vs.

Başbakan olaya MİT’in dahil edilmesini de istiyor ama Genelkurmay başkanı kesin bir dille bunu şu aşamada istemediklerini söylüyor."

"Neden?"

"Nedenini tam olarak bilmiyorum. Zaten ordu, ordu malı subaylar dışında kimseye güvenmez, özellikle sivillere. Bu iç politika, geçelim.

Malın alımı ile ilgili diğer detaylar da belirleniyor. Bir alışveriş listesi çıkartılıyor. Mal Gürbulak sınır kapısından giriş yaptıktan sonra kalitesini ölçmek için uzmanların bulunması, gelen malın güvenli ve fark edilmeyecek bir yerde saklanması ve ödeme için paranın bulunması.

Adamlara malı alacağız demesi kolay ama 15 milyon doları nereden bulacaklardı? Herhangi bir ek bütçe ya da buna benzer bir şey için zaman yoktu. Bu iş alabildiğince hızlı bitirilmeliydi."

"Peki nereden buldular parayı?"

"Sizce?"

"Örtülü ödenek sanırım"

"Bingo! Evet başbakanın emrinde bulunan örtülü ödenek bu iş için uygundu. Aslında bu Başbakan için büyük bir riskti ama bunu göze alıp örtülü ödenekten ödemeyi kabul etti. Zaten ileride bu örtülü ödenek meselesi başını epey ağrıttı. "Konuşursam yer yerinden oynar" dedi ki haklıydı da. Skandala sebep olan miktar aslında çekilenin çok altındaydı. Daha sonra gazetecilere fazla kurcalamayın denilip olay sümen altı edildi."
"Demek şu meşhur örtülü ödenek skandalı bu yüzdenmiş" dedim şaşırarak.

"Evet. Bu bir detay. Ankara’daki çok küçük bir ekip harıl, harıl çalışırken Bakü ‘deki elçilikte albay huzursuz bir şekilde hem Ankara’dan hem de adamlardan bir haber gelmesini bekliyor.

Sonunda Ankara cevap veriyor. Malı almaya talibiz, yalnız teslimat ve para transferi aşağıda belirtilen şartlarda olursa;

- Gürbulak sınır kapısının Türk tarafına kadar malın nakliyesi ile ilgili tüm sorumluluk ve detaylar karşı tarafa aittir. Olur da arada yakalanırlarsa Türk hükümeti bağlantıyı inkar edecektir. Mal İran üzerinden gelecek.
- mal teslim edildikten ve malın kalitesi tarafımızca onaylandıktan sonra ödeme yapılacak. Kesinlikle avans yok, 1 dolar bile.
- Para transferi, denizaşırı bir bankada açılmış bir hesaba yapılacak. Mal teslim edilip, kalitesi ve miktarı onaylanana kadar bloke edilecek.
- Türk vatandaşlığı işlemleri yukarıdaki işler bittikten sonra yapılacak. Belirlenen sayıdan fazla kişiye vatandaşlık verilmeyecek. vs.

Albaya kripto ile bekle deniliyor. Aynı gün Genelkurmay’daki bir tümgeneral askeri uçakla Bakü’ye uçuyor. Tümgeneralin gönderilme amacı olarak, Azerbeycan Genelkurmay başkanını Türkiye’ye bizzat davet etmek olarak belirtiliyor ama aslında albay ile birlikte çalışmak için gidiyor. Zaten daha sonra projenin başına da bu tümgeneral getiriliyor.

"Bir şeyi merak ettim. bu tümgeneral ufak puroları içmeyi seviyor mu?"

Gülümsedi ve sorumu duymazlıktan geldi.

"Gönderilen tümgeneral, oradaki albayla birlikte resmi görevini getirirken, diğer taraftan da gayri resmi esas işini takip etti. Adamlarla tekrar buluşuldu. Beklenilenin aksine konulan şartlara bir itiraz gelmedi. Her şey inanılmaz derecede kolay ilerliyordu. Hatta adamlar bir güzellik yapıp malı göstermeye bile razı olmuşlardı.

"Plütonyum?"

"Plütonyum oksit. Buluşmanın ertesi günü tümgeneral ve albay önlerindeki külüstür bir Lada ile Bakü’nün dışındaki bir ardiyeye gidiyorlar. Malı görüyorlar. Adamlar Geiger cihazı ile bir ufak gösteri bile yapıyorlar. Kurşun bloklara yaklaştırılan alet, Kars’ın soğuğunda nöbet tutan asker misali tıkırdamaya başlıyor.

Geri kalan detaylar da hallediliyor. Adamlara hemen o gün belirtilen bir off shore bankada bir hesap açılıyor. Cayman adalarında tek şubelik bir banka. Genellikle bu gibi işler için kullanılan bir banka, rezil ama kesinlikle güvenilir. Tabi hesabı da İstanbul’daki bir ithalat-ihracat şirketi açıyor. Resmi hiçbir bağlantı olmaması için.

Albay ve tümgeneral merkeze "tamam" dedikten sonra ertesi gün para bankaya transfer ediliyor. Adamlara da, "biz hazırız malı getirin deniliyor."

Tümgeneral hemen Türkiye’ye geri dönüyor. Aslına bakarsanız malın Türkiye’ye gelmesini düşük ihtimal olarak görünüyordu. Para riske atılmadığı için şansımızı deneyelim denildi. İşlerin bu kadar kolay olması herkesi şüpheye düşürmüştü ama kaybedilecek bir şey olmadığı için denemek istediler.

Fakat daha sonra adamlardan ses seda çıkmadı. Yaklaşık iki hafta beklendikten sonra Ankara’dakiler homurdanmaya başladı. Paranın geri getirilmesini isteyen bile çıktı.

Tam herkes bunun berbat bir oyun olduğunu düşünürken Bakü’deki Albayı adamlar arıyorlar. Tabi albay merakla biraz da kızgınlıkla soruyor, "Ne oldu? Ne bitti" diye.

Azeri olanı gayet sakin bir şekilde malın Gürbulak sınır kapısının Türk tarafında olduğunu, kendilerinin de orada beklediklerini söylüyor.

İşin garipliğine bakar mısınız? Aslında düşününce akıllıca bir taktik. Onlarda doğal olarak bize güvenmiyorlar tabi ki. Malın çıkış tarihini söylemiyorlar, olur da Türk tarafında bir sızıntı varsa diye. Hem bizim hem de İran gümrüğü uyumuş tabi. Adamlar ellerini kollarını sallayarak plütonyumu sokuyorlar kimsenin haberi olmuyor.

Hem albay hem de tümgeneral hemen Gürbulak sınır kapısına gidiyorlar. Tabi evraklarında peynir taşıdığı yazılı Tır hemen askeri bir yere götürülüyor. Ankara’dan emir gönderiliyor, Tır’ı herkesten uzakta, güvenli bir yerde tutun ve dorsesini sakın açmayın. Tümgeneralin yanında bir kimya mühendisi, bir nükleer fizik uzmanı ve bolca alet edevat var. Önceden hazırlanmış şeyler işte.

Acelelerinin iki sebebi vardı. Birincisi malı bir an önce teslim almak istiyorlardı. Ayrıca plütonyum 239 gibi bir baş belasının bir faciaya yol açmasından korkuyorlardı.

Neyse, hem adamlar hem de kurşun bloklarla dolu olan TIR güvenli bir yere götürülüyor."

"Nereye?"

"Belki inanmayacaksınız ama önceden planlandığı gibi Ayaş tüneline, tali bir tünel vardı, su basması için yapılmış."

"Ayaş tüneli mi? Peki neden?"

"İki nedenden. Birincisi Türkiye’nin bu çapta bir nükleer malzemesi olmadığı için radyasyon güvenliği ile ilgili çok tecrübesi yoktu. Bir sorun olması durumunda tünelin iki tarafı kapatılıp sızıntı kolaylıkla engellenebilirdi. Ayrıca tünelin içindeki bir radyoaktif madde kesinlikle yukarıdan fark edilmez." dedi ve parmağıyla gökyüzünü gösterdi.

"Anlıyorum. Merak ettim, Ayaş tünelinin gecikmesi ile bunun bağlantısı var mı?"

"Kısmen plütonyum yüzünden ama sadece altı aylık bir süre için, daha sonra güvenli bir yere nakledildiler. Malın kalitesi ölçüldükten sonra paranın blokajı kaldırıldı, adamlara da biner dolar verildi, gidip parayı alsınlar diye."

"Peki Türk vatandaşlığı?"

"İstemediler, bir uçakla Almanya’ya gittiler. Ertesi günde parayı başka bir bankaya transfer ettirmişler. Bir daha da haber alamadık. Bu da benim Kazak hükümeti teorimi destekliyor."

"Çok ilginç. Artık pirinç vardı, peki pilav nasıl yapıldı?"

"Epey zor oldu. Elinizdeki malzeme plütonyum olunca bomba yapmak uranyum 235′e göre çok daha zor. Çok daha hassas bir mekanizma ve karmaşık bir teknoloji gerekiyor.

Bomba yapımı için Amerikalıların II.Dünya savaşında kullandıkları Los Alamos modeli uygulandı. Yani gözlerden uzak bir yerde, tecrit edilmiş uzmanlar ve bilim adamları bombayı yapacaktı. Tabi daha önce yaklaşık iki yıl boyunca araştırma yapıldı, bilgi toplandı. Know-how elde etmek için.

İşin başına daha önce bahsettiğim Tümgeneral getirildi. Doğrudan Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay başkanına bağlıydı. Kendisine geniş yetkiler verildi, Halep valisi gibi bir şey oldu. Her tür sivil ve askeri tesisten yararlanabilirdi. Gizlilik esastı, "karın bile bir şey bilmeyecek, biri bilgi sızdırırsa çek alnından vur" denildi ki yapardı.

Sonra uzmanlar bulundu. Üniversitelerden, Tubitak’dan, TAEK’den vs. 63 kişilik bir ekip. Nükleer fizikçiler, kimyagerler, mühendisler vs. Hepsi de Türkiye’nin en iyileriydi. Tabi gönüllü çalışma esasına göreydi. Teklifi reddedenlere bir şey denilmedi. Ekip oluşturulunca herkes araştırmaya başladı. Bilgi ve teknoloji toplandı.

Teknoloji konusunda en büyük yardımı Pakistanlılar yaptı. On tane akademisyen ve mühendis eğitim görmek üzere Karaçi’ye gönderildi. Pakilerin çok sevdiği ve Marmaris’te resim yapan bir emeklinin bağlantıları da etkili oldu. Bu karşılıksız bir yardım değildi tabi ki. Pakilere, F-16 teknolojisinden biraz koklatıldı. Bir de yaklaşık 30 tane Pakistanlının savaş pilotu olarak Türkiye’de eğitilmesi de vardı. Bir F-16 pilotunun eğitim maliyetinin neredeyse bir milyon doları bulduğu düşünülürse fena rakam değil. Bu arada, Pakistanlılara asla Paki demeyin, çok kızarlar.

Tabi Pakistanlı biraderlerimize elimizde plütonyum var, bundan bomba yapacağız demedik. Zaten eğitim görmek ve bilgi edinmek için gönderilen sivil ve askeri personelde bunu bilmiyordu. Sadece bu teknoloji elimizde bulunsun, belki lazım olur denildi. Pakistanlılar tabi ki buna inanmadılar ama ses de çıkarmadılar. Gönderilenler bir yıl boyunca eğitim aldılar, bilgi topladılar. Sonuçta, atom bombası yapmaya yarayacak tüm bilgi ve Pakistan’da yedikleri baharatlı yemeklerden dolayı oluşan gastrit ile Türkiye’ye döndüler. Garam masala diye bir sosları var, tavukla muhakkak deneyin.

Daha sonra yapım aşamasına geçildi. Yapım aşaması ayrı bir kitap konusu olur, bir gün onu da anlatırım. Dediğim gibi Los Alamos modeli uygulandı. Bir askeri kışla araştırma merkezine çevrildi. İsteyen sivil uzman eşini ve çocuklarını da getirebilirdi ama çıkış yoktu. Çocuklar için bir kreş ve okul bile yapıldı. Anlayacağınız ikinci bir askerlik yaptılar.

"Sabah içtiması var mıydı peki?"

Gülümsedi.

"Yoktu ama dışarı gönderilen tüm mektuplar okunuyordu, telefonlar dinleniyordu. Cep telefonları tamamen yasaktı. Komutandan izin almadan kimse dışarı çıkamıyordu. Fakat sinemadan tutun da, yüzme havuzuna kadar her şey vardı. Vizyondaki filmler iki ay sonra geliyordu ama olsun.

"Neredeydi bu kamp?"

"Daha sonra nükleer malzemenin geleceği düşünülerek oldukça ıssız bir yerde"

Araştırmalar başlatıldı. Daha önceden yapılan bir alış veriş listesine uygun olarak ekipman alındı. Yaklaşık 800 milyon dolarlık bir fon ayrıldı, tank modernizasyonu adı altında. Tasarım ve simülasyon için büyük bilgisayar sistemleri, Plütonyumun işlenmesi için CNC makine tezgahları, 35 patlama lensi için Triaminotrinitrobenzene, ve dış manto için uranyum 238, berilyum, radyoaktif güvenlik malzemeleri, orta çaplı bir laboratuar kuracak kadar kimyasal madde ve analiz cihazı vs. Toplam 2436 kalem.

"Uranyum 238 mi? bulmak zor değil mi?"

"Yok, U-238 fissile değil, yani bulmak kolay. Çekmece için diye Güney Afrika’lılardan alındı, 160 kilo falandı"

Kamptakiler ne yaptıklarını bilenlerdi tabi bir de ne yaptığını bilmeyenler vardı. Bombanın bazı parçaları dışarıda yaptırıldı.

"Hangi parçalar?"

"Bombada kullanılan bazı parçalar. Örneğin dış nötron kaynağını Vestel yaptı. External Neutron Source denilen yüksek voltajlı bir vakum tüpü ama ufak, elimin yarısı kadar bir şey. Patlama öncesinde yapay olarak nötron üretiyor. Yapı ve çalışma sistemi olarak televizyon tüpüne benzer ama elektron değil nötron üretir. Bir çok elektronik aksam da Aselsan’a yaptırıldı, hassas ateşleme mekanizması, kilitleme mekanizması, altimetreye bağlı patlama sistemi vs."

"Peki bu tehlikeli değil miydi?"

"Hayır, onlara sadece şöyle bir alet istiyoruz, bu spesifikasyonları, bu da teknik resmi hadi kolay gelsin denildi. Nerede kullanılacağı söylenmedi. Yüksek kalitedeki özel çelikten imal edilen dış gövdeyi Şeker Fabrikasındakiler tank parçası sanıyorlardı.

Tabi en zoru plütonyumun oksidin galyum ingotlara dökümüydü. Bu uzak bir yerde kurulan özel bir dökümhanede yapıldı, 85 mm çapında metal plütonyum küre parçaları.

Daha fazla detay vermeyeyim. İşin içindekileri deşifre etmiş olurum. Hoş hepsi de bir kişisel gizlilik anlaşması imzaladı ama ne olur ne olmaz. Fakat hepsi de yurtsever ve çalışkan insanlardı, hiçbir sorun çıkarmadılar, neredeyse iki yıllarını verdiler. Hatta aralarında sizin hocalarınızdan biri de vardı aralarında. Milliyetçilik maçlardan sonra Türk bayrağı sallamak değildir Emin bey, ülke için bir şey yapmaktır."

"ODTÜ makineden mi?"

"Evet"

"iyi ama oradan mezun olduğumu nereden biliyorsunuz?"

Sorumu yine duymazlıktan geldi.

"Ben ODTÜ’lülerle çalışmayı tercih ederim. Boğaziçililer de iyidir ama fazla snop ve ukaladırlar. Hoş ODTÜ’lüler de ukaladır ama onlara tahammül edebiliyorum. O bahsettiğim hoca bir tuhaftı, Boğaziçi köprüsünden geçmezdi. Dediğine göre teller yukarıdan çapraz geldiği için hem dikey hem de yatay kuvvetlere maruz kalıyormuş ve güvenli değilmiş. İstanbul’a beraber gittiğimizde mümkün değil o köprüden geçmedi. Fatih köprüsünü kullandık."

Hocayı hatırlamaya çalıştım ama bulamadım. Hoş bizim bölümde öğrenci ve öğretim görevlisi herkes biraz tuhaftır ya neyse. Dağılan dikkatimi tekrar topladım ve adama baktım.

"Uzun uykusuz geceler, bol çalışma ve cumartesi günleri yapılan maçlardan sonra beş tane atom bombası yapıldı. Her biri 30 kilotonluk bombalar. Bunlara tarihimizdeki büyük zaferlerden esinlenerek isimler verildi; Sakarya, Gelibolu, Kocatepe, Malazgirt ve Dumlupınar. İkisi Ankara’da, biri İzmir’de biri de Diyarbakır’da"

"Dört tane saydınız ama bomba sayısı beş. Eksik olan nerede?"

"Çok dikkatlisiniz. Evet haklısınız başlangıçta beş bomba vardı, şimdi dört tane"

"Birine ne oldu?"

"Ne olabilir, patlatıldı tabi ki, yer altında."

"Ciddi olamazsınız? Neden patlattınız ve nasıl gizleyebildiniz?"

"Neden olacak? Tabi ki çalışıp çalışmadığını görmemiz lazımdı."

"Peki nerede ve ne zaman patlatıldı?"

"Yerini ve zamanını söyleyemem. Artık kullanılmayan bir maden ocağında. Ama biraz araştırırsanız, geçmişte deprem olasılığı çok az olan, en yakın faya ve tabi ki yerleşim birimine 100 km uzaklıkta olan bir yerde kayda değer bir deprem olduğunu görürsünüz. Gece yarısı saat 4:16′da. Siz bulursunuz. Kandilli bile merak edip görmek istedi ama askeri bölge olduğu için izin verilmedi".

"Neden yer altı nükleer denemesi?"

"Yerin altında yaparsanız fark edilme ihtimaliniz çok az. Diğer türlü uydular bir atom bombasının patlatılması sonucu oluşacak ısıyı ve radyasyonu hemen fark ederler."

"Anlıyorum" dedim. Kafam allak bullak olmuştu. Başlangıçta bir hikaye gibi başlayan fakat inanılmaz teknik ayrıntılarla dolu bir hikaye. İster istemez sordum.

"Bu hikaye gerçek mi?"

Karşımda tebessümle beni süzen adam kahkaha attı. Sanırım bu soruyu bekliyordu.

"Hep okurlarınız mı size soracak bu hikaye gerçek mi? diye, bu sefer de siz sordunuz. Demek ki okurlarınız hiç de haksız sayılmazlarmış di mi?"

Birden tedirgin oldum.

"Okurlarımın hikayelerimi gerçek sandıklarını nereden biliyorsunuz? Demek ki beni önceden tanıyordunuz. Bu tesadüfi karşılaşma, bisikletle ilgili sorular, ODTÜ mezuniyeti ve çok sevdiğim ufak purolar, yani hepsi önceden planlanmıştı değil mi?"

Tekrar gülümsedi ama bir şey demedi. Teneke kutudan bir puro alıp yaktı ve bana da uzattı. İstemiyorum der gibi başımı salladım.

"Size bir hikaye anlatacağım dedim. Gerçekliği konusunda bir şey demedim. Hikayenin gerçek mi ya da uydurma mı olduğuna siz karar verin. Gerçek de olabilir uydurma da…

"Varsayalım anlattıklarınız gerçek. Bütün bu detaylar ve ayrıntıları dikkate alırsak siz hep işin içindeydiniz, hatta işin başındaki tümgeneral sizdiniz. Peki neden bunları bana anlattınız ve yazmamı istiyorsunuz? Türk hükümeti elinde atom bombası olduğunu gizlemek istiyor demiştiniz, neden bu bilgiyi bir şekilde sizin aracılığınızla sızdırsın ki? Bu çelişki değil mi? ve yine varsayalım ki bir sebepten bunu sızdırmak istediler. Peki neden bir gazeteciye ya da televizyoncuya gitmediniz? Ne bileyim Ali Kırca’ya veya Emin Çölaşan’a. Neden bana geldiniz?"

"Evet haklısınız. Anlattıklarımın gerçek olduğunu ve benim hükümet adına çalıştığımı varsayalım. Belki de bir subayım. Fakat bir de şöyle düşünün, diyelim ki Türkiye elinde atom bombası olduğunu resmi olarak açıklamak istemiyor çünkü henüz vakti değil. Bu açıklanırsa çok toz kalkar ve dış politikada zor durumda kalınabilir. Kuzey Kore olayı malum, tabi bir de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının ortalıkta dolanmasını kimse istemez. Herkes yüzünü ekşitecektir. Ama gayrı resmi olarak bunun bir şekilde bilinmesini istiyor da olabilir. Yani abanın altından sopa göstermek istiyor. Karşı taraf, her kimse -dostlarımız ya da düşmanlarınız diyelim- verdiğim detaylardan bunun gerçek olduğunu anlayacaktır fakat resmi olarak sorulduğunda Türk hükümeti bunu kolaylıkla yalanlayabilir."

"Nasıl?" diye merakla sordum. Beynim durmuş gibiydi.

"Çok basit. Sıkışınca "Bütün bunlar bir hikayeden ibaret. Mehmet Emin Arı adlı bir yazar kendince uydurmuş" diye bir şey söylerler. Zaten öykünün başına koyduğunuz şu ibare var ya, bu öykü bir kurgudur falan diye başlayan. "Adam yazmış, bizim elimizde atom bombası falan yok, nereden çıkarıyorsunuz bu saçmalıkları" derler.

Aynı şekilde herhangi bir okurunuz açıp telefonu herhangi bir yere sorsa, "saçmalamayın kardeşim, yok öyle bir şey" diyeceklerdir.

Anlattıklarımı siz değil de bir gazeteci yazsa, yalanlamak çok daha zor olurdu. Ayrıca Ali Kırca ve Emin Çölaşan’ın bunları bilmediğini nereden biliyorsunuz? Herkes biliyor ama bilmezlikten geliyor."

Gülümsedim. O da gülümsedi. Ufak purolardan bir tane de ben aldım ve yaktım. Bir süre düşündüm.

"Ya da varsayalım bu anlattıklarımın hepsi tamamıyla bir kurgu. Hep kafasını karıştırdığınız okurlardan biri olarak size ufak bir sürpriz yapayım dedim. Ben de yazarımın kafasını karıştırayım da görsün ne hallere düştüğümüzü." dedi ve muzipçe bana baktı.

"Peki varsayalım anlattıklarınız tamamıyla bir kurgu. Bu kurguyu nasıl oluşturdunuz? Ve neden kendiniz yazmıyorsunuz da bana anlatıyorsunuz?"

"Öylesine geldi aklıma ve kalemim sizin kadar iyi değil"

"Yayınevleri sizin gibi düşünmüyor. Peki yazıp yazmayacağımı nereden biliyorsunuz, belki de yazmam" dedim kendinden emin bir tavırla.

Sanırım bunu bekliyordu. Hiç umursamadı ve tekrar gülümsedi.

"Hadi Emin bey, bir yazar olarak böyle bir hikayeye asla hayır diyemeyeceğinizi biliyorum. Bir çocuğun önüne bir tabak dolusu çikolata geliyor, hayır der mi?"

"Ya bu öykü gerçekten doğruysa ve gizli hükümet sırlarını açıklamaktan başım derde girerse? Evimin önünde beyaz bir Renault araba görmek istemem."

"Tedirgin olmanıza gerek yok. Hikaye gerçekse, bunu yazacağınızı bazıları zaten daha önceden biliyordur. Değilse de, ortada sır mır yok. Hem onlar sizi severler. Ayrıca beyaz Renault’u sadece polisler kullanır." dedi.

"Onlar kim?" diye sordum.

"Okurlarınız elbette. İstanbul belediyesinde çalışan mimar okurunuz varsa, başka yerlerde de çalışan okurlarınız da vardır elbet." dedi ve yine gülümsedi.

"Peki siz kimsiniz? Bir nükleer fizikçi mi? Bir MİT elemanı mı? yoksa yüksek rütbeli bir asker mi?"

"Emekli diyelim. KDV fişlerini özenle toplayan, romatizması için ara sıra doktora gidip ilaç yazdıran ve artık sakin bir hayat süren bir emekli. Asıl ben size sorayım Emin bey, siz kimsiniz?"

"Anlamadım?"

"Yani bir şair misiniz? Duygulu denemeler yazan bir aşık mı? içinde komplolar olan şeytani kurgular yazan bir bilimkurgucu mu? Bir öykünüzde adamı paramparça ediyorsunuz ama diğer taraftan bir denemenizde gül yaprağı üzerindeki çiy damlasına bir paragraf methiyeler düzüyorsunuz. Hangisi gerçek sizsiniz?"

"Yazar diyelim" dedim.

İkimiz de sustuk. Aklım bombalara takılmıştı.

"Bu bombalar nerede tutuluyor?"

"Sizce nerede olabilir?"

"Bir askeri üstte sanırım…"

"Eh… bir askeri kışlanın kantininin deposunda olacak değil tabi fakat aktive durumda değiller."

"Anlamadım?"

"Yani plütonyum bloklar söküldü ve ayrı bir yerde tutuluyor, malum radyoaktif ve aşırı toksit ama herhangi bir durumda takılmaları yarım günü geçmez, yarım saatte içinde de bir F-16′ya yerleştirilir. Bomba 50 cm boyunda ve 40 cm çapında mutfak tüpü gibi bir şey, ağırlığı da 112 kg. Bunun sadece 4.6 kg’ı plütonyum. Hem zaten plütonyum bloklar takılsa bile bombaların aktive hale gelebilmesi için üç ayrı şifrenin peş peşe girilmesi gerekir. Aselsan’daki çocukların numarası. Her neyse umarım asla çalıştırılmaz."

"Kimlerde bu şifre?"

"Ben de değil, emin olabilirsiniz. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanında, mühürlü zarflar içinde 16 haneli rakam ve harf karışımı şifreler. Her bir bomba için ayrı. Bu zarf da plastik bir zarfın içinde. Ucunu kırıp açmanız gerekiyor. Hiç biri tek başına bir işe yaramaz. Görevlerini devrederken bu şifreleri de verirler."

"Neden üç kişi?"

"Tek kişi çılgınlık yapabilir ama üç kişinin aynı anda çıldırması düşük ihtimal. Bu yüzden."

Bir süre ikimiz de sustuk. Purosunu söndürdü ve garsona hesap işareti yaptı.

"Neyse hepsi bu. Müsaadenizi isteyeyim Emin bey. Dizim iyileşince birlikte bisiklete binelim."

"Olabilir, memnun olurum ama soracağım çok şey var" dedim.

"Başka zaman, şimdilik bu kadar yeter. Unutmadan, şunu alın" dedi ve gömleğinin cebinden çıkardığı bir kartpostalı yanlamasına yırtarak ikiye ayırdı ve bir parçasını bana uzattı.

"Bu ne için?" dedim merakla.

"Olur da size mail atarsam bendeki parçanın resmin taranmış halini eklerim. Böylece mailin benden geldiğine emin olabilirsiniz. Bir tür basit şifre, eski bir numaradır."

Atakulenin yarım resmi olan yırtık kartpostal parçasını alıp, elimde bir süre tuttum. Hesap gelince sırt çantamdaki cüzdanımdaki kredi kartını almaya yeltendim ama hemen itiraz etti.

"Lütfen. Hesapları her zaman okurlar öder, ayrıca bize ilk öğretilenlerden biri de hesabı peşin ödememizdir. Kredi kartı her yerde olduğu gibi bizim işimizde de bir baş belasıdır" diye espri yaptı. Sonra on milyonu masanın üstüne bırakıp "üstü kalsın" dedi.

Garsona teşekkür edip ayrıldıktan sonra ayağa kalktı ve tokalaştık.

NOT: ALINTIDIR

Etiketler:

Karacan Yayınları Açıköğretim Nokta Atış Soruları pdf

May 4th, 2011
101 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – GENEL MATEMATİK
101 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – GENEL MATEMATİK 
ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI102 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – GENEL MUHASEBEARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLA
103 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İKTİSADA GİRİŞ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

104 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – HUKUKA GİRİŞ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇ

105 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – GENEL İŞLETME

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLA

106 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – DAVARANIŞ BİLİMLERİNE GİRİŞ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI


1. sınıf karacan nokta atış sorularını indirmek icin tıklayınız.

201 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İSTATİSTİK

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

202 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – MUHASEBE UYGULAMALARI

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLAR

203 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İKTİSAT TEORİSİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

204 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – TİCARET HUKUKU

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

205 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – YÖNETİM ORGANİZASYON

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

206 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – KAMU MALİYESİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

207 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – ATATÜRK İLKELERİ VE İNKİLAP TARİHİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

2. sınıf karacan yayınları nokta atış soruları pdf indirmek icin tıklayınız

150 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İNGİLİZCE

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

301 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – MALİYET MUHASEBESİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI

302 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – FİNANSAL YÖNETİM

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

303 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – YÖNETİM BİLGİ SİSTEMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

304 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – PAZARLAMA YÖNETİMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİn

305 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – TÜRK VERGİ SİSTEMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

150 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İNGİLİZCE
150 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İNGİLİZCE

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

301 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – MALİYET MUHASEBESİ
301 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – MALİYET MUHASEBESİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

302 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – FİNANSAL YÖNETİM
302 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – FİNANSAL YÖNETİM

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

303 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – YÖNETİM BİLGİ SİSTEMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

304 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – PAZARLAMA YÖNETİMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

305 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – TÜRK VERGİ SİSTEMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

306 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇ

3. sınıf karacan yayınları nokta atış soruları pdf için tıklayınız

401 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİ

402 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – GİRİŞİMCİLİK

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

403 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – SERMAYE PİYASALARI VE FİNANSAL KURUMLAR

404 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – ULUSLARARASI İŞLETMECİLİK

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

405 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – MUHASEBE DENETİMİ VE MALİ ANALİZ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİ

406 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – STRATEJİK YÖNETİM

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

210 – Karacan Yayınları Açıkğretim Nokta Atış Soruları – TÜRK DİLİ

ARA – FİNAL ve BÜTÜNLEME SINAVLARI İÇİN

4. sınıf karacan yayınları nokta atış soruları pdf için tıklayınız

Etiketler:
free counters

Links

1080p Movie

            R10